"İnsan ne istediğini bilmez. Bu yüzdendir ki hep mutsuzdur, gözünün önündekileri görmez. Sevgi ister, aldığında ise onu sıradanlaştırır ve başka şeyler ister. Saygı görmek için ebedî bir siyaset güder, hatta bir yerden sonra siyaseti araç değil gaye edinir. Ne var ki sonunda siyasetin gayesi olan saygıyı da yitiriverir. Bu öyle bir yere varır ki benliğine bile saygısını yitirir insan.
Ne istediğini bilmeyen insan, istediğini sandığı şeyleri elde ettikçe yenilerine göz diker. Sevgiyi, sevgilisinde değil de elde edeceği yeni sevgilerde arar.
Güç ister, bu uğurda kalpleri ve şerefi kendine bir basamak edinir. Halbuki çiğnediği ancak kendi kalbi ve şerefi olur.
Para ve ferahlık ister; bu uğurda sonsuz saadeti bile gözleri görmez. Aldığı metalarla tahakkuk eden rutinini hiç sonu gelmeyecek sanır.
Gezmek, yeryüzünü seyretmek ister. Başka diyarların soluğunu tatmak ister. Bir köprüden suyu izler, bir ormanı koklar, yüzen kuğuları izler, sakura ağaçlarının pembeliği ile ziyafet çeker. Ne var ki eve döndüğünde artık oraları elenmiş güzergahlar olarak çentikler. Onlar da doyuramamıştır yüreği koyulur bir başkasına ta ki elden ayaktan düşünceye dek.
Bir ev ister başını sokabilecek. Binbir çileyle bunu başarır da. Sonra bunun neden avlusu, gizlenebileceğim heybetli duvarları ve bahçesi yok ki der. Sulayabileceğim bir çiçeği, stres atabileceğim bir bahçesi olsaydı ya der.
Araba ister bazen, ne vardı ayağımı yerden kesse de otobüse talim etmeseydim der. Sonra biçimi, tüketimi, motor hacmi ve ufaklığı gözüne çarpar. Ne vardı geniş ve rahat olsaydı der.
Bir eş ister. Hayatın fırtına ve hengamesi içinde; gün sonunda zırhını asıp başını dizlerine yaslayabileceği bir liman ister. İradelerin çarpışmasını hesap edemediğinden, gereklilikleri taşıyamaz ve yeni bir liman ister.
İster ister