Roman açık biçimde bir ülkenin adını vermez; ancak Ortadoğu’daki teokratik-totaliter rejimlerin ortak atmosferini taşır. Kitap, 2003-2004 de basılmış bu durumda bahsedilen ülkeler İran veya Afganistan olabilir! Mungan bir ülke anlatmaktan çok, baskının evrensel biçimlerini anlatmak ister.
Orta Doğu’nun acılarını, kimlik arayışını ve toplumsal baskısını masalsı ve sert bir dille ele alıyor. Mungan’ın hem politik alegoriye hem de Doğu anlatı geleneğine yaslanan en yoğun romanlarından biridir. Bir dönüş hikâyesi gibi görünse de; esasen hafıza, sürgün, beden politikaları, kayıp, aidiyet ve iktidarın gündelik hayat üzerindeki tahakkümü üzerine kurulmuş çok katmanlı bir metin; burada yalnızca bir hikâye anlatmaz; kültürel hafızayı işler ve dili neredeyse mimari bir unsur gibi kullanır. Sayfa sayısı az ama etkili bir novelladır.
Mungan, bu eserinde yeni bir masal türü yaratır. Eser, savaşın ve köktendinciliğin gölgesindeki isimsiz coğrafyada geçer. Yazar kelimeleri birer nakış gibi işlemiştir.
Eser de şiirsel, ağdalı ama akıcı bir Türkçe hakim; tasvirleri ile okuru o boğucu, tozlu ve her an denetleniyormuş hissi veren atmosfere hapseder. Cümleler düz anlatımın ötesine geçerek; ritim, metafor ve çağrışım üzerine kurulur. Özellikle karanlık, kapılar, kumaş, gölge gibi imgeler roman boyunca tekrar ederek sembolik bir ağ oluşturur. Yazar, korkunun bir yaşam biçimi haline geldiği, renklerin ve yüzlerin yasaklandığı; her şeyin çador altında gizlendiği bir dünyayı anlatır.
Hikâyenin merkezinde, yıllar sonra annesini bulmak için sürgünden dönen Akhbar adlı genç yer alır. Akhbar döndüğü topraklarda hem bir yabancı hem de bir suçlu gibidir. Annesi ve ailesi ile beraber sevgilisini ararken aslında kendi geçmişini ve parçalanmış kimliğini arar. Akhbar da yurtsuzluk duygusu, içe