Hayat pahalı biraz bizim memlekette. Mesela yüz gram et alabilirsiniz, Ankara'da 23 sente. Yahut iki kilo kuru soğan, yahut da bir aylığına yirmi yaşlarında bir tane insan.
Sayfa 41 - Nazım Hikmet- 1953
İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahate çekildim, uyuyordum... Saat 23'te dairemin kapısı hem vuruldu hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan firlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne 5 adet Tomson dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim, silahları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi Tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Torumtay da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada irtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu, canavar kesilmişti, hiçbir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen jipe bindirmek için uğraşıyordu. Kendisine aynen şu cevabı verdim. “Ben henüz Türk Ordusu'nun bir albayıyım, giyinmeden hiçbir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne gerek vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim" dedim. Her türlü ısrarlara rağmen kapı önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim, kızım, bir de karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: "Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Herhalde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu. Dışarı çıkınca ne göreyim, evin etrafında Tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmay'a geldik. Oradaki manzara şuydu: Sanki bir Rus albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı Tomsonlu Kurmay Subaylar vardı. Hepsi de büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı. Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce “Bir emrin var
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
60 yıldır bu eğri ocaktan çıkan duman, eğri eğri gözleri yaşartmaya devam ediyor. Halk bir yanda, devlet bir yanda; birbirlerine diş biliyor. Ümit, 1920–1927 Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin din, milliyet, demokrasi ve adalet kavramlarını yeniden çekip gelecek; Türk asırlarını tartacak Muhammed-Oğuz oğullarının, “Yüksel ki yerin bu yer değildir.” çığlıklarına bağlı olacaktır. Ahmet Kabaklı 23 Eylül 1989
Sayfa 407 - TEDEV Yayınları, 39. Baskı, Temmuz 2025·Kitabı okudu
Azize Thecla hem Katoliklerin hem de Ortodoksların önem verdiği bir azize olarak iki mezhebin de kabul ettiği birer gün arayla kutlanan anma günlerine sahiptir. Buna göre her yıl 23 Eylül'de Katolikler ve 24 Eylül'de Ortodokslar, Azize Thecla Günü olarak azizeyi dualarla yücelterek anmaktadır.
Sayfa 156
1000Kitap
Çok badireler atlattılar, iftira ve haksızlıklara maruz kaldılar. Ordu mensubu, Çanakkale Savaşı komutanı babanın oğlu olan Sabahattin Ali, defalarca sürüldü, hapse atıldı. Pasaport verilmediği için yurtdışına kaçmaya çalışırken kafasına vurularak öldürüldüğü duyuruldu. Yakın çevresi Kırklareli’nde emniyet tarafından öldürüldüğünü, suçu üstlenen Ali Ertekin’in paravan olduğunu söylemişti. Ki katilin 4 yıl hüküm giymesine rağmen bir hafta sonra afla serbest kalması insanı şüpheye düşürmüyor değil. Keza, Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak tanıdığınız önemli yazar ve şairlerimizden Rıfat Ilgaz’ın kitaplarının toplatılması, Stepne (yedek lastik) takma adıyla yazmak zorunda kalması, hapse atılması da aynı sebeplerden. “Karikatürlerinin çokpartili demokratik nizamı zedelediği,” gerekçesiyle Mim (Mustafa) Uykusuz da defalarca tutuklandı, işsiz kaldı. 23 müstearla yani en fazla takma isimle karikatür yapan kişisi oldu. Keza Aziz Nesin de edebiyatta bu rekora sahip. Askerlikten ayrılarak gazetecilik ve yazarlık yaptığı dönemde defalarca ödül aldı fakat defalarca da hapse girdi, işyeri yakıldı, yayınları toplatıldı.
Sayfa 393·Kitabı okudu
Alıntı
Putların ilk yapılışı ve sebebleri…
İbn Abbâs (radyallahu anhumá) Yüce Allah'ın "Dediler ki: İlahlarınızı sakın terketmeyin. Ved'i, Suvâ'yı, Yeğüs'u, Yeuk'u ve Nesr'i sakın bırakmayın." (Nuh, 23) ayeti hakkında şöyle demiştir: "Ayette geçen bu kelimeler Nuh kavminden olan salih adamların isimleridir. Bunlar öldükten sonra şeytan kavimlerine onların oturdukları meclislerine heykeller dikmelerini ve bu heykellere onların isimlerini vermelerini telkin etti, onlar da böyle yaptılar, ama bu dikili taşlara o zamanlar ibadet edilmedi. Sonra bu taşları dikenlerin ölümünün ve ilmin unutulmasının ardından bu taşlara ibadet edilmeye başlanıldı." (Buhari,4940) Kurtubi (rahimehullah) şöyle demiştir: "Bu işi ilk yapanlar o suretleri görerek teselli bulsunlar ve onların salih hallerini hatırlayıp onlar gibi gayret göstersinler, kabirlerinin yakınlarında Allah'a ibadet etsinler diye yapıyorlardı. Onların ardından ise kendilerinin maksatlarını bilmeyen bir nesil geldi. Şeytan bunlara: "atalarınız bu suretlere ibadet ediyorlar ve tazim ediyorlardı" diye vesvese verdi." (Kurtubi,18/308)
Sayfa 9 - Hidayet·Kitabı okudu