Binler elhamdülillah önce, sonra sorarım: "Ayasofya'nın aslına dönmesi bize ne kazandırdı?" Şimdilerde, biraz da alaycılıkla, çokları dillendirir oldu bu suâli.
Bense Bakara sûresinin 248. ayetinden mülhem bir cevap veriyorum buna. İstersen arzedeyim: Hani orada İsrailoğulları "yenilgi içinde geçen bir dönemin ardından" müjdelenirler. Müjdelendikleri nedir peki? İçinde Musa ve Harun aleyhümüsselâmın bakıyyesi bulunan sandığa eriştirilmeleridir. Tefsirlerde söylendiğine göre bu sandık, yeni değil, zaten daha önceleri sahip oldukları bir şeydir. Fakat mağlubiyetlerinden sonra ellerinden alınmıştır. Tekrar kavuştuklarında ise İsrailoğullarını sekinete ulaştıracaktır.
İşte, "Allahu'l-a'lem!" kaydıyla söylersem arkadaşım, Kur'ân-ı Hakîm'de bu hâdisenin nakledilmesindeki pek çok sırlardan birisini kendimce şöyle fehmederim: Milletler şanlı devirlerine dâir eşyalardan/mekânlardan bir "sekinet" alırlar. Onlarla göğüslerine bir genişlik gelir. Bir özgüven artımı yaşarlar. Ayaklarını zemine daha sağlam basarlar. Bunu bana söylettirenlerden birisi de mürşidimin 20. Söz'deki o meşhur cümlesidir: “Kur'ân-ı Hakîm’de çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki her birisinin arkasında bir düstûr-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umumînin ucu olarak gösteriliyor.”
Yâni mezkûr hâdisenin bize aktarılmasındaki hikmetlerden birisi de budur. Bu "düstûr-u küllî' ve "kanun-u umumî"yi fark etmemizdir. Hatta şear-i İslâmiyeye dâir ne varsa hepsinin ihyâsı mertebe mertebe bu sırra dahildir. Hem de öyledir: **Ayasofya'nın vazife-i asliyesine dönmesi de bunlardandır. Osmanlı'nın inşâ ettiği mirâsa kendisini bağlı hisseden Türk, Kürt, Arab, Laz, Çerkes, Arnavut, Boşnak vs. her kim varsa hepsi, tıpkı İsrailoğullarının kayıp sandıklarına tekrar kavuşmaları gibi, şu müjdeli hâdiseden bir