Yirmi dördüncü yaşıma bastığım 2017'ye kadar bir şekilde kutladığımız ve her defasında Anıl'ın beni öpüp ilan-ı aşk etmesini beklediğim 18 Ağustos'lar geçiriyordum. Keşke doğmasaydım, diye diye.
2017'de ise artık hayalim bile olmayı bırakmış epeski bir düşünce dan diye gerçek olurken, o günün, hayatımın en kötü doğum günü olduğunu düşünüyordum. Kaldı ki doğum günümün de Begüm'ün benim için verdiği partinin de ve hatta Anıl'ın bana aşık oluşunun da bir önemi yoktu. Keşke doğmasaydım cümlesini en hak eden gün, şüphesizdi ki o gündü.
Zaten sonra da 18 Ağustos'u hayatımdan çıkartıp attım. Nina'nın doğum günü 25 Eylül'dü ve ben, Nazlı'yı tanımıyordum.
Şimdi ise yani 18 Ağustos 2021'de, sanki hayatımda ilk kez doğum günü kutluyormuş gibi hissediyordum. Mecazen değil gerçekten. Bora beni öyle bir öpüyordu ki, dünya durmuştu,
25 Eylül. Dr. Van Helsing'in ziyaret saati yaklaştıkça heyecanlanmaktan kendimi alamıyorum çünkü bir şekilde Jonathan'ın üzücü deneyimine ışık tutacağını umuyorum ve zavallı tatlı Lucy'yle hastalığı sırasında ilgilendiği için bana onun hakkında her şeyi anlatabilir.
Sayfa 227 - Türkiye İş Bankası kültür Yayınları modern klasikler dizisi 217·Kitabı okudu
17-25 Aralık 2013 rüşvet, yolsuzluk, kara para iddialarıyla ilgili soruşturmanın hemen ardından başlatılan Fethullahçı oldukları öne sürülen hâkim, savcı, Emniyet mensuplarına dönük operasyondan sonra doğan boşluğu Menzilcilerin doldurmaya başladığı, hatta bazı Fethullahçıların “renk değiştirip” Menzilcilerin arasına katıldıkları anlatılıyordu. Menzilcilerin bürokraside yayılmasını bazı siyasetçiler, “FETÖ gitti, METÖ geldi” diye yorumluyordu.
AKP hükümeti döneminde Menzilcilerin en etkili olmaya başladığı yerin Sağlık Bakanlığı olduğu biliniyordu. Hatta, bakanlıkta üst düzey görevlerde bulunmuş bazı kişilerin, Menzilci olduklarını gizlemedikleri gibi bunu bir övünme aracı olarak da kullandığına tanık oldum. Konuştuğum eski bir bürokrat, Ülkücü kökenli olduğunu belirtti, “12 Eylül 1980 darbesinden sonra fikir, düşünce açıklamak yasaklanınca biz de arkadaşlarımızla Menzil’e gidip geldik. Bir cemaat. Örgüt gibi görmedik; inanıcımızı yaşadık. Sevdiğimiz tarafı da bu oldu. Bulunduğumuz görevlerde de bir kişi bana Menzil’e gittiğini söylüyorsa onun işini yapmıyorduk. Sorumluluğu aldığımız zaman gereğini yerine getirdik. Tabii atamalarda güvendiğimiz çevrelerden insanları önemli görevlere getirmişizdir” dedi.
6 Nisan 1992'de başlayan Bosna Savaşı 14 Eylül 1995 tarihine kadar sürdü. Bu süre içinde yaklaşık 320 bin kişi hayatını yitirdi, 2 milyon kadar insan ise topraklarından göç etmek zorunda bırakıldı. Ölenlerin 200.000'i Müslüman Boşnaklardı ve bu savunmasız insanlar tüm dünyanın gözleri önünde sistematik bir soykırıma uğradılar. Boşnak halkına yönelik olarak yapılan Srebrenica katliamı, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olarak tarihe geçti ve Avrupa'da hukuksal olarak belgelenmiş ilk soykırım oldu.
Yugoslavya 1. Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan birçok etnik grubu bir araya getiren bir devletti. Bu devletin bayrağı altında, hem Ortodoksluk, Katoliklik ve Müslümanlar gibi hak dinlerin mensupları hem de Sırp, Hırvat, Boşnak, Arnavut, Sloven, Makedonyalı gibi birçok etnik grup yaşıyordu. Yugoslavya bu karmaşık yapısına rağmen, Josip Tito'nun otoriter yönetimi altında birliğini korumayı başardı. 2. Dünya Savaşı'nın ardından Sovyet blokunda yer alan Yugoslavya 1980 yılında Tito'nun ölümü ve 1990 yılında Sovyet bloğunun parçalanmaya başlamasının ardından patlamaya hazır bir bomba haline geldi. Etnik gruplar birarada yaşamak istemiyorlardı. İlk bağımsızlık ilanı, 25 Haziran 1991'de Slovenya ve Hırvatistan'dan geldi. Birkaç ay sonra Makedonya bağımsız oldu. Bosna-Hersek devletinin durumu ise biraz daha karışıktı. 1992 yılının başında ülke çapında bağımsızlık ilan edilmesi konusunda bir referandum yapıldı. Bosnalı Sırplar tarafından boykot edilen referandum bağımsızlıktan yana sonuçlandı ve Bosna-Hersek 5 Nisan 1992'de bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlığın ertesi günü ABD ve Avrupa ülkeleri Bosna-Hersek'i tanıdılar.
Hem Büyük Sırbistan hayallerinin bozulması hem de bu bağımsızlığın ana yurtları olan Sırbistan'dan kendilerini
Nisan 1782'de İngiltere ile Amerikalılar arasında bağımsızlığın esas alındığı barış görüşmelerine başlandı ve ilk antlaşmalar aynı yılın Kasım ayında imzalandı. Ancak bunlar Fransa, İngiltere ile barış yapmadan yürürlüğe girmeyecekti. Bu nedenle kesin barış 3 Eylül 1783'te Paris'te yapıldı. Paris Antlaşması'yla İngiltere, 13 koloninin sınırından Mississippi Nehri'ne kadar olan yerleri yeni devlete bıraktı. Kanada İngiltere'nin elinde kaldı ama Doğu ve Batı Florida ispanya'ya verildi. Böylece İngiltere'ye karşı kazanılan başarı ile Amerika Birleşik Devletleri kurulmuş oldu. Antlaşmanın imzalanmasından 3 ay sonra yani son İngiliz askerlerinin 25 Kasım 1783'te New York'tan ayrılmasının ardından George Washington şehre girdi.