Hayatımızdaki pek çok şeyin değerinin farkında değiliz. Tıpkı zamanın değerinin farkında olmadığımız gibi.
İstediğimiz herkesle görüşebilmek, istediğimiz yerde istediğimiz kadar durabilmek, yağmur altında yavaş yavaş yürüyebilmek, hava kararırken, güneş doğarken gökyüzünü izlemek, yavaşça tadına vara vara yemek yemek, müzik dinlemek, kitap okumak, resim yapmak, kendimize ve sevdiğimiz etkinliklere vakit ayırabilmek, bir kedinin başını okşamak, sabah kuş cıvıltılarını dinlemek...
Ne kadar değerli şeyler değil mi? Bütün bunlara ayıracak zamanımızın olması çok kıymetli. Bunlardan birini bile yapamadığımızda içimiz yavaş yavaş katılaşmaya başlar.
"Ne sevinmesini bilir ne de üzülmesini. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilmiştir. (268. syf.)"
Bu durumda hayattan keyif alamayız. Şu an rahatlıkla yapabildiğimiz her şeyi zamana borçluyuz. Değerini bilmezsek bir gün elimizden kayıp gidecek. Bütün bu güzellikleri istesek de yapamayacağız.
Kitap tam da bunu anlatıyor. Yaptığımız bir şeyi aceleyle yaparsak ondan zevk alamayız. Zamanımızı değerini bilerek ve hakkını vererek kullanmalıyız. Giden vakti geri getiremiyoruz fakat şu anı hakkıyla kullanmak bizim elimizde.
Kitap beni çok etkiledi. Tam da zamanımın değerini bilmediğim bir anda okuma şerefine eriştim. 2019'dan beri kitaplığımın raflarını süslüyordu. Belki de doğru zaman şimdidir.