“Evden ayrılmadan birkaç gün önce aile fotoğrafı çektirmeyi düşündük. Fotoğrafçıya gitmek için hazırlanmaya başladık. Aslında bu aile fotoğrafı işi, çok önce olmasını istediğim gecikmiş bir durumdu. Normal şartlarda akranlarımla eş zamanda üniversiteye veya harp okuluna girip mezun olabilseydim babam henüz görevdeyken her ikimizin de üniformalı olduğu bir aile fotoğrafı çektirme şansımız olacaktı. Şimdi ise babamın emekliliğinin üzerinden 4 yıl geçmişti. Babam evin deposunda sandık içinde muhafaza ettiği 1 no’lu harici üniformasını yıllar sonra bu özel an için tekrar çıkardı. Büyük bir özenle üzerine giydi ve aynada kendine uzun uzun baktı. Biraz zayıflamış olduğunu ve üzerinde iyi durmadığını düşünerek homurdandı. Onu izlerken aynadan kendini alamadığını gördüm. Aslına bakılırsa onu izlemekten biz kendimizi alamamıştık. Herkes hazırlandığına göre artık gidebileceğimizi söyleyerek üniformasını çıkarmasını istedik. “Ne çıkartacakmışım yahu, böyle gideceğim.” dedi ve fotoğrafçıya üniformasıyla gitti. Bana; “Asker üniforması kefen gibidir, bir giyersin bir daha ancak öldüğünde çıkartırsın.” demişti. O gün ne anlama geldiğini daha iyi anlamıştım. Üniforma böyle bir şeydi işte. Her şey gider asker ruhun kalır. Geç kalmış da olsa üniformalı aile fotoğrafı çektirebildiğimiz için çok mutluydum.”