3:92
2-Bakara Suresi 267. ayette düzgün mallardan harcama yapmamız, tiksinilecek şeyleri infak etmememiz gerektiği anlatılır. Kuran servet sahiplerine, mallarında fakirlerin hakkının olduğunun, malın gerçek sahibinin Allah olduğunun dersini verir.
Sayfa 443 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Bir bölümü araştırmalardan, bir bölümü de kendi deneyimlerimden süzüp çıkardığım yedi adım, ilişkilerin canlılığını korumasına ve kişinin yaşam karşısında daha dayanıklı olmasına imkân vermektedir. 1. Duymaktan memnun olacağı şeyleri söyleyin. Ortak hayatın içinde olumsuzluklar olsa da konuların ele alınış biçimi karşı tarafa değerli olduğunu hissettirmeli ve onu memnun etmelidir. Konuşmanın veya tartışmanın sonunu ona değer verdiğinizi göstererek bitirin. Hayatın içindeki olumsuzlukları konuşmak kaçınılmazdır ancak mümkün olduğunca hayatın ve durumun iyi taraflarını da görün ve dile getirin. 2. Beden diliyle ilişki ve iletişiminizi sürdürün. Elini tutun, saçını okşayın, dizine temas edin, uyurken bile cinsel içeriğinden bağımsız birbirinize değerek uyuyun. 3. İyi dinleyin. Fazlasıyla sıradan gelebilecek bu öneri şu adımları içine alır: Göz temasını kaybetmeyin, başka şeyle meşgul olmayın, söylediklerine karşı çıkmayın, anlatılanlarla aynı fikirde olmasanız da empati gösterin ve sorulmadan akıl vermeyin. 4. İşteki sorunlarınızı evinize getirin. Eşinizin işiyle ve günlük hayatıyla ilgili sorunlarını anlatmasını teşvik edin ve onu can kulağıyla dinleyin. "Aman benim derdim bana yetiyor," demeyin. Eşiniz sorunlarını, kendini anlayan karşı cinsiyetten başka birine anlatsa daha mı iyi olur? Eşinizin sorunlarını dinlerken daha önce anlatılan "dinleme" ilkelerine uygun davranın. Ortak heyecanın insanları birbirlerine yaklaştırdığı, duygusal ve cinsel çekim yarattığı araştırmalarla doğrulanmıştır. Bu nedenle kadınlara ve erkeklere iki ayrı önerimiz var. Birincisi kadınlara: Eşiniz futbolla ilgileniyorsa bu ilgisine karşı çıkmayın. "Okumuş adamsın, yirmi iki şaşkın bir topu kovalıyor, sen de onları seyrediyorsun," demeyin. Oturun, eşinizle maç seyredin. Aksi bir nedeniniz
Sayfa 134
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Âl-i İmrân Suresi (3) / 92
Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsınız Allah onu hakkıyla bilir.
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Alıntı
Fatiha 1.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Kovulmuş, taşlanmış şeytandan rahman ve rahim olan Allah’a sığınırız. Daha önce rabbimizi isimlerinden tanıyalım, sevilmeye neden layık olduğunu bilelim ve onu, onun muamelesini sevelim diye sohbetlerimizi yapmıştık. Şimdi de hep beraber Fatiha Suresi’ni Kur’an’ın özü olarak nasıl anlayabileceğimizi, Fatiha’yı anlamasak olur mu, Fatiha’nın bize ne kazandıracağını, Fatiha’nın kulluğumuzdaki yerinin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya çalışacağız inşallah. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde; “benim rabbim rahman ve rahimdir, bana karşı merhamet sahibidir. Bana yaptığı muameleler rahmetinin eseridir, rahmetinin sonucudur. Beni yaratan, seven, rahmetiyle bana muamele eden odur. Allah bana nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun, onun muamelesi güzeldir, ben onun muamelesini beğeniyor, kabul ediyorum; çünkü o benim rabbimdir” demiş olur. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn:(Fatiha /1) “Hamd, övme ve övülme âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” Bu ayeti namazda Allah’a söyler, dua olarak okuruz. Namazda bu ayeti okuduğumuzda; “ya rabbi! Hamd, övme ve övülme senin içindir, sana layıktır. Övgüye layık olan sensin, ben de seni övüyorum ya rabbi! Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, ben seni överim; çünkü senin her işin övgüye layıktır. Bütün kâinatta ve varlıkta her ne varsa hepsini kâmil olarak, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmışsın, bana da kâmil insan olayım diye dünya sahnesinde bir hayat tanımışsın. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, senin o muamelen hamda, övülmeye layıktır; yani güzeldir, benim kazanabilmem için en
Sayfa 155·Kitabı okuyor
İki türlü bakmak ve anlamak vardır; biri, Allah’a göre bakmak, diğeri de kendimize, aklımıza, nefsimize veya başkalarına göre bakmak ve anlamaktır. Allah’a göre dünya hayatı imtihan yeri, ebedi hayatı kazanma yeridir; yani dünyadayken sürekli ahirete bir şeyler göndermemiz gerekir ki ahireti kabul etmiş olabilelim. Aksi takdirde ahiret için çabamızın, gayretimizin, derdimizin olmayışı ahirete iman etmediğimizi, ahiret gününe karşı emin olmadığımızı gösterir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “Fatiha, Kur’an’ın anasıdır, özüdür”(Darekutni, Salat, Babu Vucubi Kıraati Bismillah, Buhârî, Tefsîrü'l-Kur'ân, 1; Fezâilu'l-Kur'ân, 9) buyurmuştur. Kur’an, Fatiha’yı tefsir eder. Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda öz itibarı ile anlattığım Fatiha’yı tefsir ettiğini hep beraber görürüz. Öyleyse Fatiha’yı bilen biri; “ben Kur’an’ı bilmiyorum” diyemez. Aynı şekilde Allah ayet-i kerimede Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e hitaben; “(Kıyamet günü) Seni ve sana iman edenleri bu kitaptan sorumlu tutacağım”(Zuhrûf /44) buyurur. Allah seni kitabından sorumlu tutar. Eğer Fatiha’yı biliyorsan “Kur’an’ı bilmiyorum” diyemezsin; çünkü Fatiha, Kur’an’ın özüdür, özetidir. Bu yüzden anlattığım gibi Kur’an’ı özet olarak bilirsin. Allah, Fatiha Suresi’ni sana günde yirmi sefer, kırk sefer boşuna tekrarlatmıyor! Namaz kılanlar günde sadece farz namazlarında yirmi veya sünnetlerle kırk sefer Fatiha’yı okur; yani Kur’an’ı okur. Eğer günde yirmi veya kırk sefer Fatiha’yı okuyorsan o halde Kur’an’a uyman gerekir. Hem namaz kılıp Fatiha’yı okuyacaksın; yani Kur’an’ın özetini okuyacaksın hem de tersini yapacaksın! Böyle yaparsan Kur’an sana lanet eder. Bu nedenle Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “bu Kur’an Kıyamet günü ya şefaatçidir ya da davacıdır”(Müslim, Müsâfirîn 252. Ayrıca Bkz. Ahmed İbni Hanbel, Müsned
Sayfa 176·Kitabı okuyor
Dilde Habilce konuşuyoruz ama infakta Kabilce davranıyoruz
İnfak, sadece gözden çıkarılmış ve artık değerini kaybetmiş mallardan değil; en iyi ve en kaliteli olanlardan seçilerek yapılması gereken bir güzelliktir. Eğer gerçekten infak etmek istiyorsak, bu eylem en güzele (en güzel, el-Cemil olan Allah'tır.) yaraşır bir şekilde, güzeller arasından seçilerek gerçekleştirilmelidir. Ne yazık ki bazen Allah'a verdiğimizi söylerken, aslında Kâbilce veriyoruz. Peki, Kâbilce vermek ne demektir? Gözden çıkardığını vermek, elindekinin en kıymetsizini sunmak demektir. Dilde Habilce konuşuyoruz ama infakta Kabilce davranıyoruz. Eve yeni eşyalar alınca, eskimiş veya artık işe yaramayanları birilerine gönderiyoruz. Oysa bazen en iyisini verebilme cesaretini gösteremiyorsak, infakın hakikatini henüz kavrayamamışız demektir. Hatırlanacağı üzere sahâbe, infak konusunda son derece hassas davranırdı. Çünkü onlar, gözden çıkardıklarını değil, gözbebeği gibi sevdiklerini ve en değerli olanları infak ederlerdi. Bu sebeple, infakın niteliği konusunda bizim de aynı dikkati göstermemiz gerekir. Temel ölçüyü ise Rabb'imiz Kur'an’ da çok açık bir şekilde ortaya koyar: "Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir." [Al-i İmrân 3/92). Eğer insan, sevdiği nimetlerden infak etmiyorsa, infakla iyiliği çoğaltamıyorsa, bu durumda imanını kemale erdirmiş sayılmaz. İşte bu yüzden sahâbe çoğu zaman en sevdiklerini infak ederdi. Nitekim Ebû Talha'nın (ra) en sevdiği bahçeyi infak etmesi de bu anlayışın açık bir örneğidir [Bk. Buhâri, "Zekât", 44). Genel olarak sahâbenin infaklarına baktığımızda, hep en kıymetli olanı, en gözde olanı verdiklerine şahit oluruz.
Sayfa 120