yine Dex Yayınları, yine çeviri problemleri
8/10
·384 syf.··
2026 7. kitabı
Açıkçası serideki favori kitabım oldu diyemem ama Açlık Oyunları evreninin içine girmek her zamanki gibi güzeldi. Haymitch gibi önemli bir karakterin geçmişini görmekle kalmayıp tanıdığımız bir çok karakterle karşılaştık bu kitapta. Orijinal seriden bildiğim anlar görmek de hoşuma gitti. Kitabı tatil de varken bir günde açıp bitirdim hemen. Ancak benim bu kitabın çevirisi ile bir problemim var. Dex yayınlarından okuduğum neredeyse her kitapta aynısını yaşıyorum da neyse. Kitabın okuması kolay bir dili var gibi geliyor ama çevirideki problemler hikayenin akışına engel oluyor. Mesela küçük bir örnek vereyim: sayfa 372'de ekip gelip karakterimizi hazırlıyorlar. Kahve içirip kıyafetlerini düzenliyorlar, eli yüzü düzgün olsun diye uğraşıyorlar kısaca. Alıntı yapmak gerekirse: "(...) 11. Mıntıka'ya giden trene binerken nasıl olduysa beni presentabl bir hale getirmelerine izin verdim." Çok küçük bir detay ama burada neden "beni insan içine çıkacak hale getirmelerine izin verdim" gibi daha akıcı bir çeviri yapmak yerine "presentable" kelimesini direkt kullanmış anlamadım. Ve bu bir kerelik bir şey de değil. Sayfa 286'dan: "E artık Cornucopia'ya geri dönebilir miyiz?" "Muhtemelen on kilometrelik bir yürüyüştü. Biraz daha toparlanmaya çalışsak mı?" "Muhtemelen on kilometrelik bir yürüyüştü." direkt kulağa batıyor zaten. Karakter burada kime sesleniyor, okuyucuya mı karşısındaki karaktere mi? O kısım tırnak işareti dışında olmalıydı da yazım yanlışı mı oldu? Yoksa direkt "Oraya gitmemiz nereden baksan on kilometre sürer biraz daha toparlanalım." mı demek istedi? Oturup bir süre bunu düşündüm kitabı okurken. Sonra açıp baktım, orijinalinde "It's probably a six-mile hike. Should we try to recover a bit more?" diyormuş. Baya çeviri hatası yani. Kısaca eğer Açlık Oyunları
Hasatta GündoğumuSuzanne Collins · Dex Kitap Yayınları · 2025872 okunma
Tek Cilt Eserlerde Çeviriler Hk.
10/10
·670 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
117 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 00:11
Üç farklı tercümeyi inceleme fırsatı buldum, bir saate yakın. Düzenleme ve seçim konusunda Faik AKCAOĞLU'nun çevirdiği metinin düzenlemesinde çok daha fazla emek vererek, yaklaşık 372 Baba ayrılarak özenli bir çalışma hazırlanmış. Almak isteyenlere tavsiye ederim. İki sefer okudum, notlar alarak, ezberlemeye çalışarak. 8 cilt olanı da okumak istiyorum inşallah. Beka Yayınevi-Tercüme Faik AKCAOĞLU 670 sayfa Gonca Yayınevi- Tercüme Abdullah Feyzi KOCAER 880 sayfa (Arapça hadis metinli) Kitap Dünyası- Tercüme Mehmet TÜRK 614 sayfa
Din
Riyazü's-Salihinİmam Nevevi · Esra Yayınları · 20074,317 okunma
Reklam
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 08:57
Bazı hikayeler bir radyo cızırtısıyla başlar, kalbinizde derin bir iz bırakır. Saraybosna’nın sokaklarından yükselen o hüzünlü ama umutlu sesini duyurmak için yazmış bu kitabı yazar. 1981’de Saraybosna’da doğan yazarımız Tijan Sila, bu otobiyografik romanıyla yaşadığı sancıları anlatmış. Küçük bir apartman dairesinde havan topu saldırılarıyla başlayan olaylar silsilesi bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını gösteriyor bizlere. Tijan, yaşadıklarını çok samimi bir şekilde anlatmış. Zaman zaman hüzünlü anlatımlarıyla gözlerimizi doldururken, zaman zaman da mizahi anlatımıyla yüzümüzde bir parça tebessüm bırakmayı da bilmiş. Savaşın gri atmosferinde bir gencin büyüme sancılarını, hayatta nasıl kalabildiğini, ne süreçlerden geçtiğini, ve ne de büyük kayıplar yaşadığını okuyoruz. . . Srebrenitsa Soykırımı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük insani trajedilerden biri olarak kabul edilir. Temmuz 1995’te, Bosna Savaşı sırasında gerçekleşen bu olay, derin izler bırakmış ve uluslararası hukukta “soykırım” olarak tescillenmiştir. Resmi verilere ve kimlik tespit çalışmalarına göre, sadece birkaç gün içinde 8.372 Boşnak (erkek ve çocuk) sistemli bir şekilde katledildi. Katliamın ardından cesetler, yerlerinin tespit edilmemesi için toplu mezarlara gömüldü ve daha sonra bu mezarların yerleri iş makineleriyle değiştirildi. Bugünler de ise hâlâ bir çok kurbanın bedenine ait parçalar toplu mezarlıkta aranmakta ve yeni kimlik tespitleriyle yeni definler yapılmaktadır. 11 Temmuz da anmayı unutmayalım. Bu din, dil, ırk değil hepsinden önemlisi bir insanlık görevidir. . . Bugün sizlere maalesef okuması hüzünlü ama bazı gerçekleri de görmemiz ve bilmemiz açısından oldukça önemli bir kitap ile geldim. Okuyalım, hatta imkan buldukça o bölgeleri ziyaret edelim ki
Saraybosna RadyosuTijan Sila · Siren Yayınları · 2025751 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 15:40
Öhöm, öhöm nereden başlamam gerekiyor? Ah, evet... ne güzel bir aşk hikayesi, ne güzel vahşi, yırtıcı bir bohem. Okurken sıkılmadım Ayşen Ekmekçi'nin düzgün Türkçe ile okuru paha biçilemez bir duygu. Betty... hayatımının dokunulmaz kılan yegane parçası, yeknesak olarak büyüleyen ışık. Kelimelerim söndü bir bir, kitabı anlatmak hiç o kadar kolay değil hakikaten. Bir piyano ezgisinden çıkan tümceler daha da berrak bir düzene giriyor. Korkuyorum, ya benim hayatım Zorg gibi olursa... korkuyorum işte, yalnızlaşıyorum... Sayfaları çevirdikçe dimağım saniyelerce kelimeleri adapte oluyor. Öyle ferah ki... Her şey vardı içinde; aşk, özlem, yalnızlık, korku, tutulma, seks, maceraperest... Dudaklarımdan akan kankar kitabın içine damla damla düşüyordu... boşuna dememişler "37°2 le matin" diye... ah Tanrım... yazarken bile deliriyorum. İyi ki elime almışım eseri... ve su birikintisinde geçtiğimi hayal ediyorum. Zambaklar yeşeriyor önümde. Beyaz bir kedi geliyor usulca yanıma... mırlıyor kitap bir hayli güzelleşiyor, hayret ediyorum doğrusu... kitaplar ve kediler bir de Betty... 'Seni Seviyorum' diyebilmek için denize bakıyorum, deniz bana gülümsüyor. Bazı kitaplar okunmaz, yaşanır; Betty Blue ise doğrudan damardan alınan bir doz gibi. Philippe Djian, karşımıza alışılagelmiş o kibar, steril romantizmi değil; mutfak tezgahlarında, deniz kıyısındaki döküntü barakalarda ve akıl hastanesi koridorlarında yankılanan, vahşi ve yıkıcı bir tutkuyu çıkarıyor. Hikâye 37.2 derecede, yani hafif bir ateşin ve yoğun bir arzunun eşiğinde başlıyor. Zorg, kendi halinde bir hayat sürmeye çalışan, yazma tutkusunu içine gömmüş bir adam; Betty ise dünyanın adaletsizliğine ve sıradanlığına karşı her an patlamaya hazır bir dinamit lokumu. Aralarındaki bağ bir "ilişki" değil, bir yok oluş süreci.
1000Kitap
Betty BluePhilippe Djian · Ayrıntı Yayınları · 2018590 okunma
8/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
Merhaba kitapsever arkadaşlarım Kitabın Adı- Zürafalarla Batıya Doğru Kitabın Yazarı- Lynda Rutledge Kitabı Çeviren- Büşra Sak Bağrı Kitabın Sayfa Sayısı- 372 Büyük Buhran’ın ardından, Amerika’nın çalkantılı günlerinde, yetim bir genç ile iki zürafa, çöl fırtınaları, tehlikeli yollar ve insanlığın en beklenmedik yüzleriyle dolu olağanüstü bir yolculuğa çıkar. 1938’de, bir gemi kazasından kurtulan iki Afrika zürafası, New York’tan San Diego Hayvanat Bahçesi’ne götürülmek zorundadır. Tesadüflerin ve cesaretin bir araya getirdiği yetim bir genç, inatçı bir hayvan bakıcısı ve Amerika’nın ilk kadın gazetecilerinden biri, bu olağanüstü yaratıkları kıtanın bir ucundan diğerine taşımak için kader birliği yapar. Ancak bu, sadece bir yolculuk hikayesi değildir. Zürafalarla Batıya Yolculuk, travmalarla yoğrulmuş bir geçmişin gölgesinde büyüyen bir çocuğun, hayvanlarla kurduğu özel bağ sayesinde kendini bulma hikayesidir. Zürafalar, ona geçmişin acılarından sıyrılmayı, dostluğun ve sadakatin gücünü öğretir. Kitaptan Alıntılar ”Bazı yolculuklar yalnızca gidilen yerle değil, yol boyunca kalbimizde bıraktığı izlerle anlam kazanır.” ”Az sayıda dostum oldu ve bunlardan ikisi zürafaydı…” . . . . . . . #okudumbi̇tti̇ #kitapönerisi #tavsiyekitap #zürafalarlabatıyadoğru #_dream_bookstore
Zürafalarla Batıya DoğruLynda Rutledge · The Kitap · 202683 okunma
Yalnız Yaşarken Hindi Pişirebilmek
8/10
·496 syf.··
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 20:32
(Bu bir inceleme değildir. Spoiler içerebilir.) Ben yalnız yaşamaya bayılıyorum. Yalnız yaşamaya başladığımdan beri yıllardır ihtiyaç duyduğum şeyin ve çok kısa sürede bu kadar değişebilmemin itici gücünün bu olduğuna inanıyorum. Asako Yuzuki’nin Terayağı kitabını okudum. Konusu biraz karman çorman olsa da, okurken sanki yazarın kafasındaki tüm fikirleri incecik bir bağlantıyla bir araya getirip servis etmiş gibi bir izlenim verse de, benim dikkatimi en çok çeken şey, görünür olan konudan çok bu ‘yalnız’ yaşamaya çalışma mevzusuydu. Rika onca yıl evinde bir canın sıcaklığı olmadan yaşadıktan sonra, kitaptaki olayların sonucunda bu konudaki bakış açısını değiştiriyordu. “Ansızın burası gibi geniş bir dairem olsun istedim. Yok aslında, büyüklükten ziyade tek başına kalmanın mümkün olduğu odaları bulunan bir daire istiyorum. Evdekilerin mahremiyetine saygı gösterebileceğim bir ortam…” (sf. 372) Bu alıntıyı okuduğumda gülümsedim çünkü bana Boşluğun Güncesi kitabındaki şu alıntıyı hatırlatmıştı: (İngilizcesini eklemiştim o yüzden bu şekilde yazıyorum) “Maybe that’s what making a family is all about: creating an environment in which people make space for one another—maybe without even trying, just naturally, to make sure that nobody’s forgotten.” Evdekilerin mahremiyetine saygı gösterebileceğim, onlara kendileri olabilecekleri bir alan yaratabileceğim, bunu yaparken kendi yalnızlığımın getirdiği bunalımdan da zaman zaman uzaklaşabileceğim bir ortam. Bir sığınak. İnsanların evlenip çocuk yapmalarının, bu yöntemle bir aile kurmalarının sebebinin aslında zaman zaman gelen bu bunalımdan ve gelecek kaygılarından kurtulmak için bildikleri tek yolun bu olmasından dolayı olduğunu düşünüyorum. Ancak bana göre nasıl ki uzun süre yalnız yaşamak insanda bunalıma sebep
TereyağıAsako Yuzuki · İthaki Yayınları · 2025430 okunma
Reklam
Reklam