Ey dervişler! Ey sûfiler! Eski Devlet Bakanı Mehmet Aydın bakın sizin hakkınızda ne diyor: "Bir sûfinin... bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu bir tevhid, vahdet makamıdır." (Diya-net İşleri Bakanlığı yayınlarından 2. Din Şûrâsı Tebliğ ve Müzakereleri, sahife: 375) Neymiş? Bir sûfî nice mânevî makamları geçip tevhid ve vahdet makamına ulaşınca bütün dinleri birbirine yakın seviyede görürmüş. Kabul edilir gibi değil!.. Bu nasıl sözdür? Bakan Bey ne demek istiyor? Bu zamanda tek geçerli dinin sadece İslam olmadığını, diğer dinlerin de İslam dinine yakın seviyede olduğunu ispat etmeye mi çalışıyor? Ve bu yanlış ve geçersiz fikre sûfileri mi alet etmek istiyor? Şimdi, şu anda, Bakan Bey'in kendileri hakkında böyle söylediğini okuyan her sûfînin, sinirinden ve üzüntüsünden canı burnuna geldiğini görür gibiyim.
Sayfa 150·Kitabı okuyor
Yaratılış 1:14'te bunların birer işaret olacağının belirtilmesini Ramban iki şekilde yorum-lamaktadır: Bunlar ya Güneş tutulması gibi doğal değişimlerin işaretleridir ya da mucizeler ve felaketler gibi ilahi müdahalenin göstergesidir. Ancak bunlara putperestçe anlamlar yüklemekten kaçınılmalı ve korkulmamalıdır. Zira onların güçleri Tanrı'dan gelmektedir, kendilerine ait bir güçleri yoktur. 374 Gök cisimleri olan Güneş, Ay ve yıldızlar, insanlara yeryüzündeki varlık süre-lerini belirleme imkânı sunan ilahi düzenin parçalarıdır. 375 Yara-tılış 1:18'de geçen "Gündüze ve geceye hükmetsinler." ifadesi, daha önce zikredilen ışık vermekten farklı olarak yönetme işle-vine işaret etmektedir. Zira Güneş ve Ay'ın yeryüzü üzerindeki etkisi, orada meydana getirdikleri değişimlerle ortaya çıkar.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
M.S. I. Binyılda Asya ve Avrupa'nın Türk kabileleri erken feodal halkları olarak şekillenmişlerdir. Bunların bir çoğu ken-di alfabesine ve devletine sahipti. En güçlü Türk kabileleri bir-liğinden birisi de M.S. I. Yüzyıldan IV. Yüzyıla kadar Kuzey Kafkasya'da hüküm sürmüş olan Alan kabileleri federasyonu-dur. Bu federasyonun dağılmasından sonra Alanların bir kısmı 375 yılında Hunlarla birlikte batıya gitmiş, diğer kısmı Merke-zi ve Batı Kafkasya'nın dağlık bölgelerine çekilmiş ve Kafkas-ya'nın Doğu Avrupa, Ön ve Küçük Asya halklarının tarihinde önemli roller oynamışdır. Alanların bir bölümü, Hunların baskısıyla batıya çekilmiş, Fransa ve İspanya'ya kadar gitmiş; oradan da Cebelitarık Bo-ğazı üzerinden geçerek Kuzey Afrika'nın önemli bir kesimini zapt etmiştir. Şimdiki Cezayir, Fas ve Tunus sınırlarında Alan-Vandal Devletini kuran Alanlar, oradan gemilerle Roma'ya as-keri seferler düzenlemişler ve V. yüzyılın sonunda Roma'yı tahrip etmişlerdir. Daha sonraları Alanlar yerli kabilelerle ka-rışarak İspanyol halkının şekillenmesinde yer almışlardır. Alanlar, Katalonya bölgesi (Türkçe -"İkinci Alanya") halkının önemli bir bölümünü oluşturmaktadırlar. Ispanyol etnograf Hoze Manuel Gomes-Tabanera, Türk-Alanların Ispanyol etno-genezine katıldıklarına vurgu yapmaktadırlar (Sovyetskaya Et-nografya, 1966, No: 5, s. 62). Kuzey Kafkasya'da kalan Alanlar ise, Hunlarla birlikte, on-ların, Ön Asya'ya ve Batı Avrupa'ya yapmış oldukları bütün se-ferlere katılmışlar; yine Hunlarla birlikte 376 yılında Gotları dağıtıp, sürmüşlerdir. Gotların bir bölümü Kırım'da kalmış; Vizigotlar, Kuzey Karadeniz civarından Roma Imparatorluğu sınırları içine girmişler; Ostrogotlar ise, Hunların müttefiki olarak orduya katılmışlardır.
Sayfa 130 - 131·Kitabı okudu
Ümmü Seleme, Habeşistan'da iken gördüğü bir kiliseyi hikaye ederek suretleri, heykelleri haber verdi. Onun haber verdiği bu kilisenin adı Mariye idi. Resulullah (s.a.v.) ise, onu dinledikten sonra şöyle buyurdu: "Onlar öyle insanlardır ki, içlerinden salih bir kul, veli bir zat vefat ettiği zaman, onun kabri üzerine mescid (mabed) yaparlar, sonra o heykelleri yapıp oraya yerleştirirler. Biliniz ki onlar, Allah indinde insanların en şerlileridir. " Buhari, Kitabü's-salât:1/110. Müslim, Kitabül-Mesacid: 1/375. hadis no: 16/528.
Sayfa 23
Alıntı
375 H.K.
Kır, bizim olmadığımız yerdir. Gerçek gölgeler, gerçek ağaçlar, orada, yalnız orada yaşar. Hayat, bir ünlemle bir soru arasındaki tereddüttür. Şüphenin içinde bir son nokta vardır. Mucize, Tanrı’nın tembelliğinden olur, daha doğrusu mucizeyi uydurmakla biz ona tembel demiş oluruz. Tanrılar, biz her ne olamayacaksak onun cisimleşmesidir. Varsayımların yorgunluğu…
Sayfa 446 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Yol boyunca yürümeye çalışıyoruz; ama bakıyoruz ki yürüyemiyoruz. Güzel yapmaya çalışıyoruz; ama bakıyoruz ki düşüyoruz. Sabretmeye çalışıyoruz; ama bakıyoruz ki sabır gösteremiyor ve kızıyoruz; yani hepimiz hâlimizin ne olduğunu biliyoruz; ama bizi bizden daha iyi bilen bizi yaratan rabbimizdir. Rabbimiz bizi gücümüzün yetmediği bir şeyden sorumlu tutmaz. Bu yüzden âyet-i kerimede “Allah kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.”375 Yani biz hiç kimseyi vermediğimiz bir şeyden hesaba çekmeyiz ve yapamayacağı bir şeyi yapmasını ondan istemeyiz, buyurmuştur.
Sayfa 152·Kitabı okuyor