Demek, sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor ya seni tahkir ediyor ya sana refakat etmiyor. Senin rağmına müfarakat ediyor. Madem öyledir; bu havf ve muhabbeti, öyle birisine tevcih et ki senin havfın lezzetli bir tezellül olsun. Muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun. (Sözler 397.sh - Risale-i Nur)
Özellikle namazda çok gelir. Vesvese imandandır ASM
Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre, sahâbîler "Ey Allah'ın Resûlü! Bizler nefislerimizde konuşmayı ağır bulduğumuz şeyler hissediyoruz Bizde gün görmemiş bazı duygular var” dediler. Allah Resûlü "Gerçekten öyle şeyler hissediyor musunuz?” diye sordu. "Evet, hissediyoruz” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü "İşte bu, apaçık imandır” buyurdu. ( Müslim, Îmân 209; Ebû Davud, Edeb 108; Nesâì, es-Sinenül kübra, VI, 170: Ahmed b. Hanbel, 11, 397, 441; Ebû Ya'lâ, Müsned, X, 321, 330; Ibn habbàn, sahìh, l, 358, Beyhakî, $uabu 'I-îmân, I, 301)
Reklam
Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştu: "İsrâfil, sûru ağzına koymuş, üfleme emrini ve iznini bekleyip durur iken ben nasıl sevinebilirim?" Bu söz, ashâb-ı kirâmı çok endişelendirdi. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz onlara: "Hasbünallahü ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir) deyiniz" buyurdu. (Tirmizî, Kıyâmet 8; Tefsîr 397)bu
Sayfa 1111 - İFAV·Kitabı okuyor
… (1) "Geri geliş, kendi kendisine atfedilen içkinliktir” (a.g.e.). c) Nakarat en çok ve en sarih şekilde yeryüzüyle ilişkisi içinde belirir ve tanımlanır; nakarat: Yeryüzünün şarkısıdır” (A 1972, s. 416). (2) "Bu önermeyi açalım. Nakarat, yeryüzünü üç kere dönüştürür. Kaostan çıkarken yeryüzünü hedef alır; kaosun kuvvetlerine karşı bir yeryüzünü düzenler; bu yeryüzünü “taşır” ve başka bir yere kaçar. Düzenleme-altı, düzenleme-içi ve düzenlemeler-arası. Kaos, yeryüzü, kozmik. Böylece, karanlıkta şarkı söyleyerek kendimizi teskin ederiz; ortalığı toplarken bir ezgi mırıldanırız; zihnimizin başıboş dolaşmasına izin vererek mırıldanırız (sırasıyla MP 1980, s. 384-397, 398-410, 411-433). Öyleyse: (3) "Nakarat, yerliyurtlu düzenlemeye doğru gider, buraya yerleşir ve buradan çıkar" (MP 1980, s. 396); ve: (4) "Belki de nakaratı yerliyurtlu veya yerliyurtlulaşmış, kendini filizlenmeye, üretmeye veren bir bileşen olarak adlandırmak gerekir” (a.g.e., s. 401). …
Sayfa 212·Kitabı okudu
Alıntı
Basmacıların, Osmanlı saray geleneğinde Ramazan'ın on beşinde yapılan Hırka-i Şerif ziyaretini müteakiben ziyaretçilere bizzat padişah ta­ rafından dağıtılan, bir nevi mendil olan destimalin12 hazırlanması işi­ ni üstlendikleri de tahmin edilmektedir. Farsça el silecek bez, elbezi, gibi anlamlara gelen destimal üzerindeki farklı türdeki yazılar kalıpla basılırdı. Halen Topkapı Sarayı Müzesi'nde bu şekilde basılı destimal olarak isim­ lendirilen mendiller ve bu tür mendillerin basımında kullanılan kalıplar bulunmaktadır.1ı Türk Dil Kurumu'nun hazırladığı sözlükte, yumuşak ve renkli sah­ tiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın, kısa çizme anlamlarına gelen edik üretimi için hassa terzileri bünyesinde edikyan alt grubu oluşturulmuştur. Bu grubun şalvarların ayak kısmına gelen ve deriden hazırlanan kısmı ile ilgilenen grup olduğu tahmin edilmektedir. Edikçiler Topkapı Sarayı hü­kümdar kıyafet koleksiyonunda TSM 13/12, 13/397 örneklerinde olduğu gibi, mest şeklinde ince deriden hazırlanıp şalvarın alt kısmına dikilmiştir. Şalvara benzer kıyafet olan çakşırlara da zaman zaman mest olarak edik dikilmiştir. '4 Ayağa gelen bu kısmın deriden yapılmasının amacı dayanıklı­lığını artırmaya yönelik olabileceği gibi, dini amaçlı da olabilir. 16yüzyı­ lın başında talebeleri ile sayısı 50-55 civarında olan edikyan alt grubunun çalışan sayısı daha sonraki dönemlerde azalmış, l63o'da l5'e, l645'de 6'ya, l67o'de 2 kişiye düşmüştür. 1686 tarihli defter ve sonrasında ise edikyan alt grubu tamamen kaldırılmıştır.
Sayfa 44 - Kitabp yayınevi 2018
Araştırma-İnceleme Tarih
Bazı hadislerde övünmenin Cahiliye döneminden kalma kötü bir huy olduğuna dikkat çekilir. Bir hadiste insanları nesepleri dolayısıyla yerme, yağmur yağsın diye yıldızlardan medet umma ve ölü için yüksek sesle ağlayıp ağıt yakma ile birlikte asaletiyle övünme de Cahiliye devrinden kalma âdetler olarak zikredilmiştir. [396] İçkinin henüz yasaklanmadığı dönemde Ensar ve Muhacirler içki içip sarhoş olunca birbirlerine karşı üstünlük ve asaletleriyle övünme yarışına girmiş, sonunda tartışma kavgaya dönüşmüş ve bu olay üzerine içki içmeyi yasaklayan âyet inmiştir.[397]" -- I‌mam Nesai Hadislerle Kadın I‌s‌retu‌'n Nisa 1 Cilt
Reklam
Reklam