Puan vermedi·201 syf.··
2026 16. kitabı
Sokrates'in Savunması, M.Ö. 399 yılında Atina'da "gençlerin ahlakını bozmak" ve "şehrin tanrılarına inanmamak" suçlamalarıyla ölüme mahkum edilen filozof Sokrates'in mahkemedeki tarihi konuşmalarını içeren; öğrencisi Platon tarafından kaleme alınmış felsefi bir savunma metni ve diyalogdur. Kısacası bu kitap; felsefe tarihinin ilk ve en büyük "düşünce özgürlüğü" savunmasıdır.
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202564,7bin okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2026 12. kitabı
Piruze-Şam'da Bir Türk Gelini Sinan Akyüz -399 Sayfa Türk bir diplomat kızının Şam'a tayinleri çıktığında tanıştığı bir adama aşık olması, 5 yıl gibi bir süreden kocası tarafından aldatılması, dayak yemesi, toplumda kadın olduğu için değersiz oluşu, seriat ile yönetilen ülkelerde anneliğin zorluğunu anlatan; kurtulmak için mücadele eden genç bir kadının sürükleyici hikâyesi. Suriye' de günlük hayatı. Kadının ve erkeğin toplumdaki yerini ve güzel Cumhuriyetimizin kıymetinin en güzel anlaşılmak şeklini gösteren sürükleyici bir romandı
PiruzeSinan Akyüz · Alfa Yayınevi · 202013,2bin okunma
Reklam
10/10
·400 syf.··
2026 52. kitabı
YAĞMUR ÇİSELİYOR Osman BALCIGİL Yazarımızın kaleminden 𝐘𝐚ğ𝐦𝐮𝐫 Ç𝐢𝐬𝐞𝐥𝐢𝐲𝐨𝐫 romanımız, yalnızca bir dönem hikâyesi değil; Türkiye’nin en karanlık ve en kırılgan yıllarından birine açılan sert, sarsıcı bir pencere gibiydi. Kitabı okurken kendimi sürekli diken üstünde hissettim çünkü anlatılan olayların büyük kısmının tarihsel gerçeklere dayanıyor olması hikâyeyi çok daha çarpıcı hale getiriyor. Sokakların karıştığı, insanların birbirine düşman edildiği, korkunun gündelik hayatın parçası olduğu bir dönemi okurken insan ister istemez “Gerçekten bunlar yaşandı…” diye düşünüyor. Romanın en etkileyici yanlarından biri, siyasi gerilimi kuru bir tarih anlatımına dönüştürmeden vermesi olmuş bence. Casusluk, devlet içindeki karanlık yapılanmalar, CIA bağlantıları, darbeye giden süreç… Hepsi büyük bir tempoyla ilerliyor. Özellikle Metin ve Ceren’in hikâyesi, kitabın sert politik atmosferine duygusal bir taraf katmış. Bir yanda hayatta kalmaya çalışan insanlar, diğer yanda ülkenin kaderini gizli toplantılarda belirlemeye çalışan güçler… Sayfalar ilerledikçe gerilim sürekli yükseliyor. Osman Balcıgil’in dili de çok akıcıydı. Kitap kalın olmasına rağmen olayların temposu hiç düşmediği için elimden bırakmak istemedim. Özellikle dönemin kaotik havasını öyle iyi hissettirmiş ki okurken adeta sokaklardaki korkuyu, öfkeyi ve belirsizliği hissediyorsunuz. Darbe öncesi Türkiye’nin atmosferi roman boyunca insanın içine işliyor. En çok hoşuma giden şeylerden biri ise kitabın yalnızca “iyi” ve “kötü” ayrımına sıkışmaması oldu. Herkesin kendi doğrusu, kendi korkusu ve kendi tarafı var. Bu da hikâyeyi çok daha gerçekçi yapmış. Tarihi olaylara, siyasi gerilimlere ve casusluk hikâyelerine ilgi duyanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir roman bence. Okuduktan sonra insanın zihninde uzun süre
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,111 okunma
8/10
·63 syf.··
2019 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2019 00:00
Merhaba kitap dostları. Bugün sizlere Platon’un gözünden Sokrates’in mahkemedeki tarihi ve felsefi savunmasını anlatan kitabını yorumlamaya çalışacağım. Platon’un Sokrates’in Savunması (Apology), felsefe tarihinin en büyük başkaldırılarından biri olarak kabul edilir. Bu eser bir kurgu değil; M.Ö. 399 yılında Atina mahkemelerinde, yargıçların karşısında yapılan tarihi bir savunmanın, Platon’un gözünden aktarımıdır. Sokrates şehrin tanrılarına inanmamak ve gençlerin ahlâkını bozmakla ile suçlanır. Sokrates mahkemede tarihi bir savunma ile körü körüne her şeye inanan bir toplumla özgür bir insanın arasındaki çatışmaları anlatır. Mahkemede bağışlanması için af dilemez aksine oradaki herkese ders verir. Ama yine de ceza almaktan kaçınamaz. Herkese şimdiden keyifli okumalar.
1000Kitap
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Ema Kitap Yayınevi · 201664,7bin okunma
“İstesen de sevemezsin” Heathcliff
Puan vermedi·500 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
“Yaptığım haksızlıklardan dolayı pişman olma konusuna gelince; ben ne haksızlık ettim ne de pişmanlık duyuyorum. Çok, pek çok mutluyum. Yine de yeteri kadar mutlu değilim. Ruhumun mutluluğu bedenimi öldürüyor ama kendine yetmiyor.” (s. 399) Kitabı okurken hissettiğim en yoğun duygu bu adama duyduğum nefretti. Tabii insanlara, o bitmek bilmeyen intikam arzusu ve taşlaşmış kalbiyle yaşattığı zulmü okurken duyduğum üzüntü de çok yoğundu, hatta bu yüzden çok kez kitabı uzak bir köşeye fırlatıp uzaklaşmak zorunda kaldım. Bir insan ölüm döşeğindeyken bile nasıl yaptıklarından en ufak bir pişmanlık duymaz, üstelik bir de yaşattığı zulümden memnun bir şekilde gülerek vefat eder aklım almıyor doğrusu. Olanları çoğunlukla şok içinde okudum. Bir insan düşünün; kendi oğlundan ve sözde hayatta en çok sevdiği, aşık olduğu (!) kadının çocuğundan dahi nefret ediyor ve onlara dünyada cehennemi yaşatmaya ant içiyor. Bunun bir aşk romanı olduğunu söyleyenler kafayı yemiş zannımca. Catherine ölürken, şu sözleri söylemişti Heathcliff:“Geleceğimi iki sözcük anlatabilirdi: ölüm ve cehennem. Catherine’i yitirdikten sonra yaşam benim için cehennem olurdu.” “Edgar o cılız bedeninin tüm gücüyle de sevse, seksen yılda bile benim Catherine’i bir günde sevdiğim kadar sevemez. Sonra Catherine’in de benimki kadar engin bir yüreği vardır.“ Cümleleri de tüm duyguları gibi sahte ve ikiyüzlüce. Zira Catherine’in de Heathcliff’in de o sonsuz narsizmlerinden sıyrılıp bir canlıyı sevebilecek özveriye sahip olmalarının mümkün olmadığı aşikar diye düşünüyorum. Bunun yanında Catherine’in, kocası Edgar ve Heathcliff arasında yaşadığı duygusal gitgellerini ve son derece rahatsız edici bulduğum hislerini anlattığı bir bölümden de ekleme yapmak istiyorum: “Linton’a olan sevgim ormanlardaki yapraklar gibidir.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,9bin okunma
7/10
·400 syf.··
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 22:50
MİLENA’YA MEKTUPLAR Franz KAFKA Milena’ya Mektuplar, bir aşk hikâyesinden çok daha fazlası…İki insanın birbirine dokunamadan, sadece kelimelerle kurduğu bir bağın en saf ve en kırılgan hâli. Franz Kafka ile Milena Jesenská’nın yolu, Kafka’nın eserlerini Çekçe’ye çevirtmek istemesiyle kesişiyor ve zamanla ikisinin de hayatında derin izler bırakan bir yakınlığa dönüşüyor. Üstelik bu yakınlık aralarında mesafeler olduğu için satır aralarında büyüyor. Toplamda yüz otuz bir mektup ve üç karttan oluşan bu yazışmalar yalnızca iki yıl sürüyor. Sadece iki kez bir araya geliyorlar ama okurken bu süreye inanmak zor çünkü hissettirdiği yoğunluk, sanki çok daha uzun bir hikâyenin içindeymişiz izlenimi veriyor. Kafka mektuplarında o kadar açık ki; korkularını, çaresizliğini, içindeki o bitmeyen sıkışmışlığı saklamıyor. Dış dünyanın baskısı, hastalığı, kendi zihninin yarattığı karanlık… Hepsi satırların arasında hissediliyor. Milena ise onun için bir nefes gibi. Onu yatıştıran, güç veren, bazen de farkında olmadan yaralayan biri… “Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak gibidir…” der Kafka. Bu cümleyi okuduğumuzda anlıyoruz zaten; mektuplar gerçekten de saklanmadan yazılmış. İçinden geçen ne varsa olduğu gibi bırakılmış sayfalara. Ama hikâyemizin buruk bir yanı var diyebiliriz çünkü biz bu aşkı hep tek bir taraftan dinliyoruz. Çünkü Milena’nın mektupları kendi isteğiyle yok edilmiş. Geriye sadece Kafka’nın yazdıkları kalmış. Bu yüzden okurken, eksik bir şeyler hep hissediliyor ama belki de o eksiklik, hikâyeyi daha da gerçek kılıyor. Başlangıçta Kafka için bir umut olan bu mektuplar, zamanla onun için bir ağırlığa, hatta bir acıya dönüşüyor. Yazdığı her kelimenin ona yük olduğunu hissettiği anlar bile var. Ve belki de en çarpıcı olanı da bu büyük bağın başladığı gibi yine
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Puslu Yayınları · 201865,9bin okunma
Reklam
Reklam