1885'te bir Alman psikolog, ezberlemenin öğrendiklerinizi 48 saat içinde sildiğini kanıtladı. Çözümü aynı kitapta yayımladı. Dünyadaki neredeyse hiçbir okul bunu 140 yılda benimsemedi. Adı Hermann Ebbinghaus'tu. Laboratuvarı yoktu. Finansmanı yoktu. Meslektaşı yoktu. Berlin'de bir odada tek başına çalıştı ve her deneyi kendi üzerinde yaptı. Yıllarca binlerce anlamsız heceyi ezberledi — DAX ve BUP gibi uydurulmuş kombinasyonlar, hiçbir anlamı olmayan diziler — böylece önceden bilinenler sonuçları kirletemesin diye. Sonra hatırlamasını aralıklarla test etti. Yirmi dakika. Bir saat. Dokuz saat. Bir gün. Altı gün. Otuz bir gün. Buldukları, psikoloji tarihinin en çok yinelenen bulgularından biri haline geldi. Öğrettiklerinizin üçte ikisi, ona geri dönmezseniz 24 saat içinde kaybolur. Bir hafta içinde eğri sıfıra yakın düzleşir. Beyin, ziyaret etmediği şeyleri depolamaz. Kullanılmayan bilgileri, ihtiyaç duymadığı her şeyi attığı gibi atar. Onu siler. 1885'te bu eğriyi çizdi ve ona unutma eğrisi dedi. Sonra aynı verilerde başka bir şey buldu. Çalışma seanslarını birden fazla güne yayan öğrenciler, aynı toplam saati tek bir blokta harcayan öğrencilerden çok daha fazlasını akılda tuttu. Biraz daha fazla değil. Dramatik şekilde daha fazla. Beyin, materyali kalıcı bir şeye dönüştürmek için maruziyetler arasında zamana ihtiyaç duyuyordu. Buna aralıklı öğrenme etkisi dedi. Aynı bilgi. Aynı toplam saat. Saatleri ne zaman yayacağınıza bağlı olarak tamamen farklı sonuç. Bulgu 250'den fazla kez yinelenmiş. Psychological Bulletin'da 2006'daki bir meta-analiz, her yaş grubunda ve her konuda 254 çalışmayı kapsıyordu. Etki her seferinde tuttu. 1972'de Sebastian Leitner adlı bir Alman gazeteci, bunun etrafında fiziksel bir flashcard sistemi kurdu. 2006'da Anki adlı açık
Hayata Dair
Mükemmel Olmayı Bırakmak: Pratfall Etkisi
Çevresel etkiler ve sosyal etkileşimlerle ortaya çıkan mükemmel olma arzusu ve mükemmeliyetçilik, bireylerin öz şefkati göz ardı etmelerine ve bunun yanı sıra bir dizi probleme de sebep olurken Pratfall Etkisi, kusurların daha ilgi çekici olabileceğini ortaya koyuyor. Pratfall Etkisi, 1966 yılında Elliot Aronson isimli bir sosyal psikolog tarafından ortaya konuluyor. Elliot Aronson “Kişi ne kadar mükemmel değilse, sevilme oranı da o kadar artmaktadır.” savını ortaya koyuyor ve konuyla ilgili 48 üniversite öğrencisi arasında bir deney gerçekleştiriyor. Bu deneyde, gruplara ayrılan öğrencilere sorulan sorular ve cevaplar ses kaydına alınıyor. Öğrencilerin verdiği cevaplar insanlara dinletildiğinde ikinci gruptaki öğrencilere daha yakın oldukları gözlemleniyor. İkinci gruptaki öğrenciler; soruları yanıtlarken hatalar yapan, önlerindeki kahveyi döken ve telaffuz hataları yapan öğrenciler oluyor. Elliot Aronson bu deneyin sonucunda, kusurların bazen tercih edilebilir olduğunu ortaya koyuyor. Kusurların gücünü gösteren Pratfall Etkisi bireylere, hatalarını ve kusurlarını kabul etmeleri gerektiğini ve kişilerin davranışlarının ve düşüncelerinin öngörülemeyeceğini öğretiyor.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Phrixus ve Helle'yi canlandıran Fresco, uçan altın bir koçla Avrupa ile Asya arasındaki denizi geçerek acı üvey annelerinden kaçmaya çalışıyor. Phrixus ve Helle, Pompei'den duvar resmi, 1. yüzyıl CE (54 cm x 48 cm, Museo Archeologico Nazionale di Napoli
Göksel 48 Sen Uyanırken Bir fincan çayın buharı yükselirken, sen ellerini kupaya sararsın; o an, dünyanın bütün telaşları kapının dışında kalır. Çünkü sen sabahları, aceleye gelmeyecek kadar zarif birisin Ve en çok da gözlerin... Uykunun kıyısından dönmüş iki duru deniz. Bakınca insanın içinden yeni başlangıçlara inanmak Sen sabah uyandığında sevgilim, güneş doğmuş olmaz sadece; bir evin içine huzur, bir kalbin içine sevinç, Günüm anlam dolar sevgilim
Şiir
Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗#Kâfirler: “Biz ne bu Kur’an’a inanırız, ne de bundan önceki kitaplara” diyorlar. Sen o zâlimleri bir de hesap için getirilip Rablerinin huzurunda durdurulduklarında bir görsen! Birbirlerine laf yetiştirmeye çalışacaklar: Dünyada zayıf düşürülüp ezilenler büyüklük taslayan liderlerine seslenerek: “Eğer siz olmasaydınız biz elbette iman ederdik” diyecekler. 31 Büyüklük taslayanlar ise, zayıf düşürülüp ezilenlere: “Size doğru yolu gösteren kitap ve peygamber geldikten sonra, siz iman edecektiniz de, biz mi sizi ondan zorla alıkoyduk. Hayır, asıl siz günaha dalmış inkarcı suçlulardınız” diye karşılık verecekler. 32 Bu kez, zayıf düşürülüp ezilenler büyüklük taslayanlara: “Hiç de öyle değil! Gece gündüz işiniz gücünüz hilekârlıktı. Allah’ı inkâr etmemiz ve O’na ortaklar koşmamız için bize baskı üstüne baskı yapıyordunuz” diyecekler. Kendilerini bekleyen azabı gördüklerinde ise artık tartışmayı bırakacaklar, içlerine çöken pişmanlık acısı bir kor gibi yüreklerini yakıp kavuracak! Biz de o kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçirip, hepsini aşağılık bir halde cehenneme sürükleyeceğiz. Onlar, başka değil, sadece yaptıkları günahların cezasını çekecekler! 33 #Tefsir: 📖 📖 Dünyada nüfûz, güç, kuvvet sahibi olup kendileri inanmadıkları gibi, zayıf buldukları bir kısım insanları da Allah yolundan saptıran kibirli nasipsizler vardır. Kur’ân-ı Kerîm, saptıranlardan “müstekbir”, onlara uyup sapanlardan ise “müstaz’af” olarak bahseder. Ne kitap ve peygambere ne de âhirete inanan bu zâlimlerin, mahşerdeki kavgalarından, birbirlerine laf yetiştirmeye çalışmalarından acıklı bir manzara arz edilir. Özeti şudur: Hiçbiri suçu sahiplenmek istemez, hep birbirlerini suçlarlar, o korkunç cehennem azabı karşısında bir suçlu bulup onu kurban vererek kendilerini