Spoiler içermektedir:
Kitapta işlenen temel konulardan biri olan 'bastırılmış cinsellikle', kitabın müstehcen içerik nedeniyle 100 temel eser arasından çıkartılmış olması durumu sebep-sonuç ilişkisi bakımından çok anlamlı..
Yusuf Atılgan bu kitabı için 'çok tehlikeli şeyler yazıyorum, göreceksiniz' demesine rağmen kendisini ciddiye alan tek kişinin eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik olması bir başka anlamlı durum...
Sebeplerimiz farklı olmakla birlikte MEB'in bu kararını yerinde buluyorum. Kitap o kadar çok psikolojik ve felsefik bir derinliğe sahip ki günümüz ortalama bir lise öğrencisinin kitabı bütünüyle anlayabileceğinden emin olamıyorum. Günümüz üniversite mezunu ve belirli bir okuma background'ına sahip okurların bile (kendimi ayrı tutmuyorum) kitabı anlamakta güçlük yaşadığını buradaki incelemelerden görebiliriz.
Kitabı dümdüz okursak, okuma deneyimimiz Zebercet isimli anti kahramanın yaptığı iğrençliklerden gelen mide bulantısından ibaret kalacaktır. Ayrıca eski konaktaki karakter bolluğundan başınız dönebilir. Kim kimin dayısı, yengesi, annesi, kahyası, abisi... olayı çözmek için ALES sözel mantık sorularındaki gibi şekil şema çizmeniz gerekir. Yusuf Atılgan 'kitabımı herkes okuyamasın, her okuyan anlayamasın diyerek elit bir okur kitlesine ulaşmayı amaçlamış sanırım. Bu karakter ve kuram bolluğunun başka bir açıklaması olamaz.
Zebercet'in dünyası ölü tanıdıklar ve yaşayan yabancılarla dolu. Annesi, babası ailesi hayatının erken bir döneminde yaşamlarını yitirmişlerdir. Konaktan dönüştürülen otelde, hayatının öncesinde olmayan sonrasında da olmayacak yabancılarla yaşamaktadır.
Zebercet'in bir dünyası bile yok aslında. Sesine yankı bulmaya çalışan 52 Hertz balinası gibi yaşamaktadır. Sürekli farkedilmek istiyor, bıyığı için "sabah var mıydı?"