Deniz Gezmiş'in Savunması (Kendi Sesinden Savunması Yorumda)
Sorgu sırası sana geliyor. Mikrofonun başına geçiyorsun. Fakat mikrofonun boyu kısa kalıyor. Görevliler gelip boyunu ayarlıyorlar. Sözlerine başlıyorsun. İddianameyi bölüm bölüm ele alacağını belirtiyor ve sözlerinin aynen zapta geçmesini istiyorsun. İki haftadır iddianamenin üzerinde çalışıyorsunuz. Küçük kâğıtlara aldığın birçok not var. Bunları sol elinde tutuyorsun. Sağ elin açıklamalarına eşlik ediyor. Zaman zaman notlara bakıyor, bazen de bir başlıktan yola çıkarak aklındakileri iki elini arkanda kavuşturarak heyete anlatıyorsun: “Evvelemirde iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur. İddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. Yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz. Ve Türk halkları ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz. İddianamede yapılan değerlendirmeler arz ettiğim gibi hatalıdır. 1908 tarihinden itibaren yapılan gelişme, isabetsiz tahlillere tabi tutulmuştur. Giriş kısmı muğlaktır. Açık değildir, bunun hangi manaya geldiğini anlayamadım, neyi kastettiği açık değildir. Eğer giriş kısmında korku, gaflet, kurnazlık ve ihtiras içinde bulunanlardan bizleri kastediyorsa, bu doğru değildir. Türkiye’de gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar varsa, bunlar ancak Amerikan emperyalizmi ile iş yapan çıkarcılardır. İddianame hukuk mantığından ari olarak hazırlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin gençliği ile az gelişmiş ülkelerin gençliği terazinin aynı kefesine konmuştur. Ve kız-erkek ilişkileri, içki olayları, toplum baskısından uzak bir yaşama isteği gibi değerlendirmeler vardır. Bunlar doğru değildir. Bizlerin tek özlemi, tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin
Sayfa 305 - İtalik Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Bir Yazar Bir Kitap
KELİME DEFTERİ * Diğer yandan her yazarın belli kelimeler etrafında döndüğünü biliyordum. Öyle ki o kelimelerin bir araya getirilerek yorumlanması yazarın ilgilerini, ısrarlarını, meselelerini kısacası temel izleğini (personel mitini) ortaya çıkarabilirdi. Yazar o kelimelerden ibaret tek cümleye indirgenebilirdi. 13 * İşte benim Kelime Defteri’m: Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı. Ezel Tanışıklığı: Aşkın tanımı. Bezm-i cânda Galib’in payına düşen kâle-i kâm. İhanet: Ezeli aşk üçgeni. Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor. Acı: Kendimiz için çekersek bizi bencilleştirir. Kendi acımızda bütün evrenin acısını tecrübe edersek olgunlaşırız. Acıdan acıya fark var. Empati: İnsan olmanın ilk şartı. İnsan kendini başkasının, dahası kurdun kuşun, börtü böceğin, kırık dalın yerine koyabiliyorsa insandır. Hayvanlar: Sevmiyorsan da yaşama hakkına saygı göster. Yusuf’u yemeyen kurttan muhacir Masala, akıbeti meçhul karacalara. Yazdıklarımda hep varlar. İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Ve ben artık insanlardan insaniyete sığmıyorum. Sahici: Düz cümleler kurmaya heves edişimin hem sonucu hem sebebi. Siyaset: Tek masumun acı çektiği yerde bütün geçerliğini yitirir. Savaş: Niye ki? Şefkat: Bütün duyguların üstünde duruyor, hâlâ. Zaman: Her şey her an yeniden yaşanıyor. An: Her şey anın içinde donmuş duruyor. Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim. Kadim: Ne güzel kelime. Evrensel: Kadim ile birlikte. Perde: Bu perdenin arkasında ne var ki ömrünü onun önünde muztarib bir ruh gibi dolaşmakla geçiriyorsun? Hepimiz bu taraftayız. Arkada ne var? Gölge: Sen bana gölge ben sana gölge. Rabb’in nazarında sen gölge
TİMAŞ
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Meydan kazanı kuruldu, Bebekleri kaynatıldı; Gün görmedik hanımları, Süngü ile oynattılar!" Adana'nın Saimbeyli İlçesi'ndeki Ermeni vahşetini anlatan yukarıdaki dörtlük, devlet çöktükten sonra Türk Milleti'nin başına gelen sonsuz felâketlerin şiirsel ifadesini özetlemektedir. Fransız İşgal Kuvvetleri'nden cesaret alan Ermeniler kendilerine vaadedilen toprakları ele geçirmek için bir sabah erkenden kalkıp, 900 yıllık komşularını öldürmeye başlarlar. Kadınlar ve genç kızlar, silah zoruyla getirilip Hükümet Konağına doldurulur. Çocuklar ve bebekler analarının kucaklarından alınıp, kazanlarda pişirilir, sonra tepsilere dizilerek analarının önüne konulur. Yukarıdaki ezgi, Melek Hatun adındaki bahtsız bir Türk kadının kızıl Afife için yazdığı 20 dörtlükten biridir. Aynı ilçeden bir görgü şahidi, Kürt Genco'nun nasıl öldürüldüğünü, değerli araştırmacı Cezmi Yurtsever'e şöyle anlatmıştır: "... Genco başçavuşu yakaladılar. Hükümet Konağı'nın olduğu meydana getirdiler. El ve ayaklarını bir çınar ağacına çiviyle bağladılar, (yâni el ve ayaklarından ağaca çakılılar) Başaşağı, koyun yüzer gibi derisini yüzerek öldürdüler." İnsanı ürperten bu vahşet sahneleri hemen hemen Anadolu'nun işgal görmüş bütün şehirlerinde ya Fransızların, ya İngilizlerin, ya da Rusların gözü önünde yaşanmıştır! Yâni bugün bizi soykırım yapmakla suçlayanlar da parlâmentolarında soykırım kararlarını kabul edenler de aslında Türkler'e karşı soykırım yapanlardır! Biliyoruz ki, Ruslar Doğu'da, İngilizler ve Fransızlar Güney'de Türkler'in elindeki derme çatma savunma araçlarını aldıktan sonra Ermenileri silâhlandırıp, kadınların, çocukların ve yaşlıların üzerine sevketmişlerdir. Batıanadolu'da Yunan birliklerinin vahşetini onaylayan İngiltere, Musul'da Ermenilere ilaveten Nasturileri de Türkler'i yoketmeleri
Sayfa 297 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
O zaman kullanılan rumî takvimin 31 Mart 1325 gününe tesadüf etliği için tarihimize 31 Mart vak'ası olarak geçen 14 Nisan 1909 olaylarında devletin geçici olarak hükümetsiz kalmasını fırsat bilen Ermeniler Adana'da ayaklandılar. 20 bine yakın insanın ölümüne sebep olan bu Er-meni ayaklanması, 2 Türk gencinin kurşunlanarak şehit edilmesi ve kaatilin Gökdereliyan Karabet'le diğer komitacılar tarafından kaçırılması üzerine başladı. Sürekli tahrik edilen Türkler ve Enneniler Adana sokaklarında birbirlerine girdiler. Çatışmaları durdurmak için gönderilen emniyet kuvvetlerine Ermeni mahallelerinden ateş açıldı. Çok sayıda polis ve jandarma eri şehit edildi. İlk silah sesinin duyulmasıyla birlikte mahallelerine kaçan Enneniler barikatlar yaparak Türkler'e ateş açmağa başladılar. Ayaklanma, Enneni plânına uygun olarak kısa zamanda Tarsus, Erzin, Misis, Dörtyol, Bahçecik ve Adana'nın diğer kaza ve nahiyelerine yayıldı. Üç gün boyunca devam eden bu ayaklanmadan sonra ikinci isyan 25 Nisan 1909'da Ermenilerin askerî birliklere ateş açmasıyla başladı. Bölge çapındaki olayların baş sorumlusu Piskopos Muşeg'ti ama Adana'da Türklüğe kurulan tertip oldukça eski tarihlerde hazırlanmıştı. Şöyle ki: Ruslar, Boğazlar yoluyla Akdeniz'e ulaşmanın zorluğunu anlayınca. Doğuanadolu-Adana üzerinden İskenderun Körfezi'ne sarkabilmek için Ermenilere hem umut vermiş, hem de onları yönlendirmeye başlamışlardı. Daha 1877-1878 Türk-Rus Savaşı devam ederken Ermeni asıllı Rus generali Loris Melikof, Episkopos Horen Narbey'e yazdığı mektupta, Kafkaslar'ı ve Doğuanadolu'yu kastederek, "Buralarda sizin için yer yoktur, siz aşağısı için çalışınız demişti. Melikofun "aşağısı" dediği Kilikya, Bağdat Demiryolu hattı üzerinde bulunduğu için, yabancıların kendi çıkarları bakımından kolay müdahale edecekleri bir
Sayfa 169 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Dört Cildin Özeti
1918 3 Kasım Pazar İtilaf Devletleri ve ABD ile ateşkes imzalandı Ateşkes şartlarına göre Avusturya Ordusu bütünüyle terhis edilecek, Avusturya’nın boşalacağı topraklar, Müttefikler ve Amerikan kuvvetlerince işgal edilecek, Yurttaki önemli noktalar da işgal altına alınacak. Halk kitlelerinin büyük hoşnutsuzluğu karşısında İmparator, 12 Kasım’da tahtından vazgeç zorunda kalacak, ertesi gün de ülkede cumhuriyet ilan edilecektir (9). Almanyada Devrim: Savaştan yenik çıkmış Almanya’da halk kitlelerinin imparatorluk yönetimine karşı duyduğu kin eyleme dönüştür. Kiel’deki deniz üssünde denizcilerin ayaklanmasıyla Alman Devrimi başladı. İhtilal 9 Kasım’da Berlin ve Spa’ya sıçrayacak, 10 Kasım’da berlin’de İşçi Asker ve Halk temsilcileri Şurası kurulacak, Alman İmparatoru 2. Wilhelm imparatorluk tacından vazgeçecek ve Hollandaya sığınacak (9). 11 Kasım Pazartesi Posta Telgraf: Oskan Efendi, Ticaret ve Tarım: Kostaki Vayani Efendi (21). İngilizler, Halep doğusunda ve Fırat üzerinde bulunan Rakka kasabasının işgal ettiler. Kerkük’e bağlı Erbil de İngilizlerce işgal edildi (23). 12 Kasım Pazartesi Avusturya-Macaristan İmparatoru da tahtta vazgeçtiler (23). 15 Kasım Cuma İstanbul Boğazı’nın iki yakasındaki müstahkem mevkileri işgal etti. Son Türk askeri Musul’dan ayrıldı. 6. Ordu’nun erleri terhis ediliyor. Milyonlarca liralık malzeme İngilizlere terkedildi (28). Biz Musulu niye terk ettiysek, İngilizler İstanbulu ondan terk ettiler Sovyet devrimini ezmek için İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden meydana gelen bir filo, İstanbul’dan Karadeniz’e açıldı (28). 17 Kasım Pazar Kuzey Irak’ta Süleymaniye kentinde Şeyh Mahmut bir Kürt yönetimi kurdu. Şeyh Mahmut İngilizlere isyan edecek, tutuklanacak, Kurtuluş Savaşı sona erince Kürtleri Türklerden ayırmak için İngilizler Şeyh
KİTABIN ÖZETİ
Ortamı düşünen ortamı yapamaz. “nasıl bu kadar çok bacağı, böylesine bir zerafet ve kusursuz bir uyumla hareket ettirebiliyorsun?” sorusuyla karşılaşan kırkayağınkiyle aynıydı. Kırkayak saflıkla sorulmuş bu som üzerine düşünmeye başladı – o andan itibaren de yürüyemez oldu (15). Sayfa 16’da Düşünmek, üzerine düşünmek ve derin düşünmek arasındaki farkı görmeden sallamış. Çok bilirsen çıkmaza girersin ve hareket etmezsin diyor. Bu ne saçmalıktır. Bilgisayarlar ve asal sayılar. Aradığı şeyin, sonsuz sayıda kanıtlanabilir asal sayının varlığı olmadığını (16) Aynısının daha fazlası aynısı olarak kalmıyor. Bu nedenle çok fazla iyilik de iyilik olarak kalmıyor diyecek herhalde. Çok yaklaşırsan tanırsın, kendine dönersin öldüremezsin. Yalıtırsan yok ederlersin. Savaşta düşman mevzisiyle kendi mevzilerinin arasındaki mesafenin 15 metreye indiği çok oluyordu; el bombalarıyla karşılıklı olarak adam eksiltmek için iyi fırsat doğuyordu. Ama haftalar boyu bu yapılmamakla kalınmıyor, iki taraf arasında dostça demeye dilimizin varmadığı duygular oluşuyordu; örneğin Noel’de (49). 1917 Şubatında 16. İngiliz Piyade Tümeni komutanı bu bulaşıcı hastalığın önünü almak zorunda hissetmişti kendini. Bir kıta emri çıkararak “düşmanla her türlü ortaklığı kati surette yasak” ilan etmişti. Kimse düşmanla ilişki kurmayacak, düşmanın bu tür girişimleri ise derhal bastırılacaktı. Emre karşı gelenler hakkında disiplin soruşturması açılacaktı (49). Üç yüzyıl sonra Flandern’de aynı durum yaşanıyordu: Ateş emrine uyulmuştu, ama atışlar karavanaydı - kadir bilir düşman da aynı şeyi yaptı (50). Demokrasi nedir? Demokrasilerin temel aldıkları düşünce, uzlaşmaların anlamlı olduğudur, çünkü makul ve ölçülü olması beklenen karşı tarafın bu jesti dikkate alıp bir karşı je st olarak uzlaşma yoluna gideceği,