Seni seviyorum demek biraz “Aşk Tesadüfleri Sever” filmindeki gibi dramatik anlara değil de,
daha çok “50 First Dates” (50 İlk Öpücük) filmindeki tatlı çabaya benziyor.
Her gün yeniden âşık oluyormuş gibi…
Hafıza kaybı yok belki ama,
her sabah seni görünce kalbimin kendini güncellemesi var.
Seni seviyorum demek biraz da
“Crazy, Stupid, Love” filmindeki Ryan Gosling’in panikten ne yapacağını bilememesine benziyor.
Hani bir insan hem havalı durmak ister hem de içten içe çocuk gibi heyecanlanır ya…
İşte senin yanında ben de tam öyleyim.
Bazen de “How to Lose a Guy in 10 Days” filmindeki gibi,
saçmalasam bile beni bırakmayacağını bilmenin huzuru var.
Seviyorsak komple seviyoruz; kaprisimle, gülüşümle, sinirimle, saçma şakalarımla birlikte.
Ve en güzeli,
seninle olan hâlim biraz “Notting Hill” havasında:
“Ben de sadece bir insanım,
bir başka insanın karşısında duruyorum…
Ve onu seviyorum.”
Hem de içimde komediyle romantizm aynı anda koşarken.