SUZAN DEFTER
HAYATIM BENİM OLMAZSA ORTALIK MALI OLUR.
Bir hayat nedir?
Bir hayat nasıl yaşanır?
Bir hayatın içine kaç hayat sığar yahut bir hayatı kaç kişilik yaşayabilir bir insan?
Deneysel bir çalışma olan Suzan Defter, iki karakterin günlükleri üzerinden şimdiden geçmişe ve geleceğe bir mercek sunuyor.
Kitabın günlük şeklinde yazılması olayların inandırıcılık seviyesini okur gözünden arttırırken iki karakterin aynı günü farklı detaylarla anlatması gerçeğin yeniden kurulmasına sebebiyet veriyor.
Kitabın biçimsel manada edebiyat dünyasında bir ilke imza attığını görüyoruz. Sol tarafta erkek karakter Ekmel’in günlüğü, sağ tarafta ise kadın karakter Derya’nın günlüğü yazılı. Bu durum okuyucuları kitapta basım hatası olduğu yanılgısına düşürüyor. Halbuki yazar okuyucudan her daim açık bir bilinç ve aynı zamanda aynı hikayenin iki kişi tarafından farklı anlatımına şahitlik etmesini istiyor.
Günlükler her ne kadar bilincin en açık ve en gerçek alanı gibi görünse de aslında insanın kendine en fazla oto sansür uyguladığı metin türüdür. Bilinç yaşadıklarını kağıda yazarken yaşanan anları tekrar kurar ve kurmaca olmayan bu metin kişinin mağduriyetlerini ve zaaflarını gördüğü bir alan yaratır.
Günlük, Suzan Defter’de aslında bir iyileştirme, hayattan kaçma ve tarihin yeniden yaratımı etkisi olarak görülür.
Ekmel karakteri günlüğüne hayata tutunmak için son bir şans olarak başlar. Günlüğünün sayfaları bittikten sonra ölmek ister.
‘’Bu defterler dolduğunda unutacak olursam seni; görün, uykuma gir, gülümse bana, hatırlayayım verdiğim sözü ölüm.’’ (s.8)
Derya ise günlüğünü içinden çıkamayacak kadar derin duygularda boğulduğu için yazar.
‘’Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa, ya aşık olmuştur ya terk edilmiştir.’’ (s.9)
Kitaptaki zamanlamalara bakarsak 12 Eylül, Kıbrıs