Bu âleme nisbetle sultan, âdemoğullarının bedenine nisbetle kalb mesabesindedir.
Üstte anlatılan mânâya göre, bir kalb yararlı olursa beden de yararlı olur; fasid olunca beden de fasid olur. Bunun gibi, sultanın salâhı da âlemin salâhı sayılır; fesadı dahi âlemin fesadıdır.
İlk asırda ehl-i İslâm üzerine cereyan eden hadiselere bir bakmaz mısın? İslam'ıj tam gurbeti, ehlinin çaresizliği, azlıkları ve zaafları olmasına rağmen ne getirmiştir... Şu durum hariç: Müslümanlar dinleri üzerinde sabit kalmışlar, küffar ise küfürleri üzerinde durmuşlardır.
Yanj, kuvvetleri, saltanatları olmasına rağmen, Müslümanlar üzerine hiçbir küfür hükmü yürütülememiş, kâfirler Müslümanların hiçbir işini değiştirememişlerdir. Allah'ü Teala'nın şu kavli bu mânâyı anlatır:
"Sizin dininiz size; benim dinim bana." (109,6)
Ama geçen asırda, istila ve galebe yoluyla İslam diyarında kâfirler hükümlerini yürütmüşlerdir. O kadar ki, Müslümanlar, İslâm ahkâmını izhar etmekte dahi, âciz kalmışlardır. O derecede ki kâfirler izhar edeni öldürmüşlerdir.
Ne kadar yazıktır ki, bu musibet, bu hüzün ve hasret Muhammed Resûlullah Mahbub-u Rabbil-âlemin'i tasdik edenlerin başlarına gelmiştir. Zelil düşmüş, kıymetleri de yok olmuştur. Ama, onu inkâr edenler, son derece izzet ve itibar görmüştür.
Müslümanlar yaralı kalbleri ile İslâmın taziyesine otururken, kâfirler, alaya ve eğlenceye alarak onların yaralarına tuz ekmişlerdir.
Hidayet güneşi, dalâlet ufkunda perdelenmiştir. Hak nuru, önüne bâtıl perdesi çekildiğinden, ayrılıp gitmiştir.