Selam benim güzel kitap ailem!
Bugün size, kahvenizi yapıp pencere kenarına geçtiğinizde, o kahve daha bitmeden yüreğinizi sızlatıp bitiverecek, kısacık ama etkisi kocaman bir kitapla geldim: Abdurrahman Avcı’dan Zamanın Ötesindeki Aşk.
Hiç düşündünüz mü? Aşkın bir zamanı, bir mekanı var mıdır? Yoksa aşk, yüz yıllık bir uçurumu bile tek bir bakışla kapatabilir mi?
Hikayemiz bizi tam 100 yıllık bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Bir yanda 2025 yılının İstanbul’unda, kendi halinde, kitapların arasında huzur bulan, günlüğüne içini döken Elif... Diğer yanda ise 2125 yılının o soğuk ve teknolojik dünyasında, "Zamanın Yankısı" projesi üzerinde çalışan bir nörobilimci, Arda...
Arda, geliştirdiği bir algoritma sayesinde geçmişten bir hologram, bir yankı olarak Elif’i gördüğü an, tüm bilimsel gerçeklikler yerle bir oluyor. Ve bir adamın, hiç dokunamadığı, kokusunu duyamadığı, toprağa karışmış bir kadına, zamanın ötesinden nasıl tutkuyla bağlandığını okuyoruz. Arda'nın o aşk için kendi zamanını, kendi varlığını hiçe sayıp o 100 yıllık duvarı yıkmaya çalışması... İnanın okurken boğazınız düğümleniyor.
Kitabın En Sevdiğim Yanları:
Kitap sadece 60 sayfa! Evet, yanlış duymadınız. Tam bir "bir oturuşta bitmelik" kitap. Ama yazar bu kısıtlı sayfaya, hem kuantum fiziği tadında bilimsel bir merakı hem de “Gerçek olmak illa dokunmak mı sence? Bazen birisini en çok görmeden de hissedersin” dedirtecek kadar naif bir aşkı sığdırmayı başarmış. Akıcı, sade ve sizi yormayan bir dili var.
Gelelim "Keşke" Dediğim Kısımlara...
Böylesine güçlü ve orijinal bir konu, kesinlikle daha uzun olmayı hak ediyordu! Okurken tadı damağımda kaldı desem yeridir. Arda ve Elif'in o ruhsal bağını, 2125 yılının dünyasını ve o imkansızlığın sancılarını yüzlerce sayfa daha okumak isterdim. Olaylar biraz hızlı