Sadece üç günlük ömrü olan bir kelebek, papatyaya aşık olur.
Öleceğine saatler kala "Seni seviyorum" der,
papatya ise sadece "Bende" diyebilir ve kelebek ölür.
Sevdiğini vaktinde tam olarak söyleyemediği için üzüntüden hastalanan papatya, her bir yaprağını kopararak "seni seviyorum" der ve ölür.
O günden sonra sevildiğinden emin olamayan herkes, papatyalara "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye sormaya başlamıştır.
Ben fallara pek inanmam,
Hem papatyalarda bazen yalan söylerler.
Sevmiyor çıksa bile,
Yaprakları yeniden dizer,
Seviyordan başlatırım hikâyeyi.
İnsan sevince, sevilmek için değil sevmek için bahaneler arıyor.
Bulurum bir yolunu..
60 yıllık evliliği devam eden yaşlı çifte sormuşlar bir gün,
Nasıl oluyor da 60 yıldır eşinize bu denli sevebiliyorsunuz, nasıl oluyor da böyle mutlu olabiliyorsunuz demişler.
Gönlü güzel yaşlı amcam onu sevmek için her sabah yeni bir sebep buldum demiş..
Allah bilir ya kalmadı sanırım 60 yıl kadar ömrüm ama her gün yeni sebepler bulabilirim seni sevmek için ömrüm yettiğince..
Sen hayatıma geldiğin günden sonra değiştirdim tüm kaderimi,
Her sabah seni yeniden sevmekle başlıyorum mesela.
Ben vedalaşmaları hiç sevmem..
Otogarları,
havalimanlarını,
tren garlarını oldum olası sevmemişimdir.
Hem gidene zordur, hemde kalana..
üniversite yıllarımda trenle gelip giderdim memlekete, öğrencilik işte üç beş kuruş cebe kalsın diye üç beş saat fazla yol çekerdim.
Abim götürürdü genel de gara,
On sekizli yaşlarımdan sonra arkadaş gibi büyüdük onunla.
Bakma küçükken yanına almazdı ama sonradan arkadaş olduk ayrılmazdık pek.
Şimdilerde bütün yakın arkadaşlarımla can ciğerlerdir.