Dün Tolstoy'un "Anna Karenna" adlı kitabını bitirdim, 646 sayfalık bir kitap ve bitirmem bir ay sürdü.
"Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine has bir mutsuzluğu vardır. Cümlesiyle başlar.
Roman yazım aşamasında herkesin malumu olan bir olay anlatılır hep.
Tolstoy bu romanı yazmadan önce komşusu Bibikov'un sevgilisi, Bibikov'un başka bir kadınla evleneceğini öğrendiğinde trenin altına atlayarak intihar eder ve sevgilisine "katilim sensin" yazan bir not bırakır.
Tolstoy'un bu olaydan çok etkilendiği ve üzerine araştırmalar yaptığı sonucunda da romana bu olayı yansıttığı söylenir.
Anna Karenina 19. Yüzyılda Rusya'da yaşayan, aristokrat(soylu) bir adamla evli, güzel bir kadındır.
Kocası onun yaratılışındaki "tutkulu, eğlenceli, hareketli" halin tam tersine dengeli bir yapıda olduğu için Anna kocasından gitgide uzaklaşır.
Anna'nın evleneceği kişiyi yanlış seçmesinden doğar. Anna yüksek sosyeteden toprak sahibi yakışıklı, genç bir adam olan vronsky'ye aşık olunca ipler kopacak ve Anna kocasından sonsuza kadar ayrılacaktır.
Anna kocasından boşanamayınca vronsky ile yaşamaya başlar. Kadınlar onu 'Ahlaksızlıkla' suçlarken aslında içten içe onu kıskanırlar. Çünkü Anna herkesi karşısına alarak, yüreklilikle, yaşadığı hayatı değiştirmek için bir adım atmıştır.
Anna'yı herkesin malumu mutlu bi son beklemez. Ama acımak ya da ayıplamak şöyle dursun her okurun aşık olduğu, hayranlık duyduğu bir karakterdir Anna...
Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy'un her şeyi gören, herkesin hakkını veren; hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan; inanılmayacak kadar dikkatli, açık kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfalarını çevirdikçe okura, Evet, hayat böyle bir şey