Çinliler bu devrede Türkleri Çinlileştirmek için çok uğraştılarsa da başarılı olamadılar. Türkler örf, adetlerini, dillerini kaybetmediler ve en parlak zaferlerini de hiç unutmadılar. Türkler bu zamanda “vaktiyle ben Ötüken’in hâkimi Göktürk Kaganının tebaasıydım, şimdi kime tabiyim, nedir bu felaket” diye düşünüyorlardı. Bu bakımdan Türkler aradan geçen elli sene zarfında yer yer bağımsızlık için direnmekten geri kalmıyorlardı. Öyle ki Türkler yer yer küçük devletler dahi kuruyorlardı. 646’da Dokuzoğuzların bir devlet kurma teşebbüsü oldu. 646-649’da kendisini Aşina hanedanından sayan Tegin Ch’e-pi Altay dağlarının bir köşesinde Göktürk Kaganı ilan edildi. Çin’e yerleştirilen Türkler de Çin topraklarında bir hanlık kurmuşlardı. İl Kagan’ın akrabasından olan bir Teginin idaresinde olan bu devletçik hemen Çin’e akınlara başlamıştı. Lakin sonunda bütün bu Türk istiklalcilerinin hepsi de kılıçtan geçirildiler.
Bu vaziyet Türklük duygusunun büsbütün kamçılanmasına sebep oldu. Bütün bu hadiseler Türklerde yeniden bir toplanma ve dirilmenin şuurunu yaratıyordu. Bu savaşlarda enteresan bir iki müşahede vardır: Türklere karşı bir muharebeye hazırlanan Tai-tsund, kumandanlarına şöyle demektedir: ”Bütün bozkır şimdi bir denizden farksızdır. Akşam oluyor biraz sonra karanlık basacak, işte o vakit hücum zamanıdır. Göktürkler ancak yaylarını çektikleri zaman korkunçturlar. Tavsiye edeceğim şey kılıç ve mızrak elde olarak onları müdafaaya geçmeden bastırmaktır”. Bu devirde Göktürklerin hürriyet mücadeleleri arasında en dikkate değer olanı Kürşad ihtilalidir. Bu T’anglar’ın en kuvvetli devrinde Türklerin Çin’de ve bizzat Çin başkentinde giriştikleri ihtilal ve hürriyet hareketidir. Bizim edebiyatımıza Kürşad olarak geçen bu Göktürk ihtilalci Tegininin asıl adı Chie-shih-shuai