Sayfa 646 Piyer yaptıklarından tatmin olmadığını hissetmeye başlamıştı. Masonluk, en azından burada gördüğü masonluk ona bazen sadece dış görünüşten ibaretmiş gibi geliyordu. Masonluğun kendisinden şüphe etmeyi aklına bile getirmiyordu, ama Rus masonluğunun yanlış bir yola girdiğinden ve başlıca ilkelerinden saptığından kuşkulanıyordu. Bu yüzden tarikatın yüksek sırlarına erebilmek için yılın sonuna doğru yurt dışına çıktı. Piyer 1809 yazında Peterburg'a döndü. Bizim masonlarımız, yurt dışındaki masonlarla yaptıkları yazışmalar sonucunda, Bezuhov'un yüksek mevkideki pek çok kişinin güvenini kazandığını, pek çok sırra erdiğini, daha yüksek bir mertebeye ulaştığını ve geriye, Rusya'daki masonluğun yararına olabilecek şeylerle döndüğünü öğrenmişlerdi. Peterburg masonlarının hepsi onu görmeye geldi, teveccühünü kazanmaya çalıştı; hepsine sanki bir şeyler gizliyor, bir şeyler hazırlıyor gibi geliyordu. İkinci derece bir locada, törenli bir toplantı yapılmasına karar verildi. Piyer bu toplantıda tarikatın en yüksek rütbeli liderleri tarafından Peterburglu kardeşlere tebliğ edilenleri bildireceğini vaat etmişti. Toplantı eksiksiz katılımla gerçekleşmişti. Âdet olmuş törenlerden sonra Piyer ayağa kalktı ve konuşmasına başladı. Elinde yazılı bir konuşma metni, kızararak, kekeleyerek, “Aziz kardeşlerim,” diye başladı, “sırlarımıza locamızın gizliliği içinde sadık kalmak yeterli değil. Harekete geçmek zorundayız... harekete geçmek. Biz uyku halindeyiz, oysa harekete geçmeliyiz.” Piyer defterini aldı ve okumaya başladı. “Saf hakikati yaymak ve faziletin zafere ulaşmasını sağlamak için,” diye okuyordu, “insanları önyargılardan kurtarmalı, ilkeleri zamanın ruhuna uygun bir şekilde yaymalı, gençliğin eğitimini üstlenmeli, en akıllı insanlarla kopmaz bağlar kurmalı, batıl inançların,
Sayfa 646 - Savaş ve Barış 1·Kitabı okudu
Berber Dükkânı Önünde Bilgelik
Koyup gitmek var ya şu dünyayı Kahveleri, tavşan kanı çayları Kitapları, dergileri, ozanları Çatılardan dökülen mavi şarabı Bedava meyhanesinde gökyüzünün Rahmaninof teli ince ve gergin Uyanışında bir bahar gününün Tınlayacağı tutar kalbinizin Kopar bir yerinden, taçdamar Biliyorum başka dünya yok Varsa yoksa bu dünya Biliyorum demir, kalsiyum, azot Hepsi var yattığım yeni yerde Ama ben yokum gül türküsü söyleyecek Hayat yok, en güzel biçimi örgütlenmenin. Varlık, Sayı: 646, 15 Mayıs 1965
Sayfa 75·Kitabı okudu
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kâbe’nin yakılması
Ali’yle Muaviye arasındaki kavgayı kazanınca Muaviye kendini halife ilan etti ve 91 yıl süren Emevi hanedanı dönemi başlamış oldu. Muaviye’nin ardından gelen oğlu Yezid de (646-683) birçok ayaklanmayı bastırmakla uğraştı. Bu ayaklanmaların en büyüğü ve kanlısı 680 yılında Kerbelâ’da yaşandı. Yezid’in ordusu bütün peygamber torunlarını katletti, Medine’yi bastı, sahabe kadınlara tecavüz etti ve ardından Mekke’yi işgal edip Kâbe’yi mancınıklarla fırlattıkları ateş toplarıyla yaktı. Kâbe’nin cayır cayır yakılmasından sonra diyebiliriz ki, en azından görüntü olarak “bu iş bitti”. günahlar işleyenler, yaptıklarını meşrulaştırmak için kelam üretmeye, uydurmaya başladılar. Mesela, büyük hadis kitaplarından herhangi birinin iman bölümü açıldığı zaman şunların yazıldığı görülür: “Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan bir kimse deniz köpüğü kadar günah işlemiş olsa bile affolur”. Yani, “Kerbela’da bu katliamları yaptım ama kalbimde iman var. O zaman bu günahların affedilmesi lazım, çünkü peygamberimiz böyle buyurmuş!”İslam’ın adaletli, eşitlikçi, barışçı mesajı Kerbelâ’da toprağa gömüldü. Kerbelâ olayında olduğu gibi zorbalık yapıp büyük günahlar işleyenler, yaptıklarını meşrulaştırmak için kelam üretmeye, uydurmaya başladılar. Mesela, büyük hadis kitaplarından herhangi birinin iman bölümü açıldığı zaman şunların yazıldığı görülür: “Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan bir kimse deniz köpüğü kadar günah işlemiş olsa bile affolur”. Yani, “Kerbela’da bu katliamları yaptım ama kalbimde iman var. O zaman bu günahların affedilmesi lazım, çünkü peygamberimiz böyle buyurmuş!” Bu uydurmalara daha başka birçok örnek verebiliriz. İkindi namazı kılanların o günkü günahları afolur, Cuma namazı kılanların o haftaki günahları afolur, hacca gidenin bir yıllık günahları afolur, Arafat’a
Cuma
"Müminler Cuma günüdür ve Hazreti Muhammed -salât ve selâm onun üzerine olsun- tam da bu Cuma vaktidir ve bu vakitle Cuma günü diğer günlerden kıdemlidir." [1.646.15]
Sayfa 151
Amir ( 1971) 646 tecavüz vakasıyla ilgili polis kayıtlarını inceledi ve tecavüz olaylarının % 71 'inin, ani, itkisel eylemler olmayıp, önceden tasarlanmış olduğunu buldu.
İslâm dünyası; 13. yüzyılda ardı ardına gerçekleşen haçlı saldırılarıyla boğuşurken, birdenbire doğudan batıya doğru hızla yayılan Moğol istîlâlarıyla da karşı karşıya kaldı. Göçebe Moğol ve Tatar boyları, 1206/603 yıllarından itibaren Cengiz Han (1227/624) idaresinde güçlü ve acımasız bir birlik kurdular. Müslümanların hâkimiyeti altındaki Horasan ve Ortadoğu bölgelerine girdiler. Bu bölgelerde 1221-1222/618-619 yıllarında Cengiz’in seçme komutanları Cebe (1225/622) ve Subutay(1248/646) komutasında şehirleri yerle bir eden amansız saldırılar başlattılar. İbnü’l Esîr (1233/630), Moğol vahşetini kitabına şu cümlelerle kaydetmiştir: “Cenâb-ı Allah’tan temennimiz, bu dünya ayakta durduğu müddetçe, kıyâmet kopuncaya kadar, belki Ye’cüc ve Me’cüc olayı hariç, inşallah bir daha böyle büyük bir musibet ve dehşet verici bir felâketin insanların başına gelmemesidir.”
Sayfa 22 - Kabalcı Yayınları, 2025