Lütfi AVCİ

Lütfi AVCİ
@65lutfi
Bir kitap aldım elime. Kapağı aralayınca doğdum, okudum yaşadım, kitap bitti ben öldüm. Ve yeni bir kitap aldım elime...
Kendine Öğretmen (4/4 Kafkas)
Lisans
Van - Kars
7 Şubat
9 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Yatılı Okulların Açtığı Yaralar
Yatılı okullar, özellikle ilk ve ortaokul zamanında bir bakıma mahkum hayatın yaşandığı, sistemden istediğin kadar kaçmak istesen de ya büyük ya da küçük balık olduğun işletmelerdir. Her zaman küçük balığın yutulduğu, çocukların yarasız bedenlerinin/ruhlarının her bir kademenin ayrı çıkarı tarafından yara aldığı meşru bir hegomanyadır. Şüphesiz balık olmaktan kaçan eğitmen, öğrenci, çalışan var lakin öyle bir sistem kurulu ki bunlar bile bir şekilde sisteme alet ediliyor. Eğitim yuvası diye açılmış olup eğitmekten uzak olmayan ama eğitilen yönün ne olduğu hakkında pek bir netlik bulunmayan yatılı okullar, her öğrenci kapanmayan bir yarasıdır! Yatılı okullar, sistem yürütüceleri tarafından gayrimeşru bir işletme olsa da gayet meşru bir hegomanyadır! #okultıraşı
Hayata Dair
Reklam
Öğretmen Adaylarının Eğitimi
Hatrı sayılır bir "TÜRKÇE ÖABT" sayfasında soru çözüm videoları izliyorum. Bu videolarda en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: Türkçe (ki genel olarak tüm derslerin) öğretmen adayları sınav sistemi gereksiniminden ötürü sadece teoriye yönelik konuları "ezberleyip" "yapılandırmacı yaklaşım" çerçevesinde ders anlatmak için soru çözüyorlar. Teoriye dayalı "ezber" (ki çocuğunu sınavdan sonra unutacaklar) soruları çözebiliyorken uygulamaya dayalı soruların hemen hepsini yanlış yapıyorlar. Kısacası öğretmen adayları bu sınavla alınırken onlara her şeyi ezberletiyoruz çünkü onlar öğretmenliği atandıktan sonraki ilk iki yıl içinde öğrenecek ve ilk iki yıl verdikleri ders her açıdan eksik olacak. Tıpkı "Fatih Projesi" kapsamında dağatılan akıllı tahtalar gibi oluyor her şey. Çünkü sınıfta tahtayı çalıştıracak elektrik tesisatı yok, okulda internet bağlantısı yok, dersin başındaki hocada teknolojik alet kullanım donanımı yok"tu". Ama her sınıfta akıllı tahta vardı! Ne kadar güzel (!) L. AVCİ (bu arada KPSS'den çıktığım gibi arkadaşlara KPSS'nin kaldırılacağını söyledim bakalım bu sefer bizi ne bekliyor?)
Eğitim
BİR ŞEY BİLMEYEN YETİŞKİNLER NASIL YETİŞTİ?
Bahçede oturmuş dökülen yapraklarla konuşurken aniden yan bahçedeki iki çocuğun yükselmeye başlayan sesini duydum. Bir çırpıda çitlerin yanına gidip çocukları izledim. Dikenleri kalınlaşmış, gülleri yaprak dökmeye başlamış gül fideleriyle çevrili bu bahçenin uç kısmında kocamış bir çınar ağacı vardı. İki çocuk da çınar ağacının etrafını çevreleyen toprak çemberde oynuyorlardı. En azından o ana kadar oynamışlardı. Arkadaşından biraz daha iri olan sarı saçlı çocuk, elindeki oyuncakla gül fidelerinin dibine koşup oturdu. Bu sırada diğer çocuk ağlama krizi geçiriyordu adeta. Anladığım kadarıyla sarı saçlı çocuğun elinde bulunan oyuncak ağlayan çocuğa aitti ve sanırım o oyuncağını çok seviyordu. Yaklaşık beş dakika sonra, ki bu beş dakika bir şey bilmeyen büyüklerin dünyasında pek bir şey ifade etmese de çocukların dünyasında beş dakika çok ama çok uzun bir süreydi, yere kapaklanmış ağlamaktan bitap düşmüş ve seszice hıçkıran çocuk arkadaşının önüne bıraktığı oyuncağı fark edip doğruldu. Arkadaşı az ötede onu izliyor ve vücuduna batan gül dikenlerinin acısından ötürü mimikleri acı kusuyordu. Yerdeki çocuk birkaç saniye (çocuk dünyasında birkaç saat) şaşkınlığından bir şey yapamadı. Arkadaşına acı ve yaş dolu bakışlar attıktan sonra çok sevdiği oyuncağını aldı ve olması gerektiği yere bıraktı. Ayağa kalktı ve oyuncağına anlamsız bir şekilde baktıktan sonra arkadaşının gözlerine bir süre bakıp oyuncağına bir kez bile bakmadan sessizce içeri gitti. Bir şey bilmeyen büyüklerin dünyasında tarjik bir olay yaşandı ama çocukların dünyasında bir çocuk, en sevdiği oyuncağından çok uzun bir süre uzak bırakıldı. Çocuğun dökülen gözyaşlarından sonra gelen oyuncak onun için bir daha hiçbir şey ifade etmedi ve artık o da bir şey bilmeyen yetişkinlerden biri olmaya hazırdı. (L. AVCİ)
Psikoloji
Bir Kitap Dünyasından Yansıma
Ve papaz, pazar ayini için 10 milyon dolarlık arabasından korumaları yardımıyla indi. Kilisede bekleyen halkın içinden güç bela yürüyerek giderken uyanma girişiminde bulunan halkı selamladı. Kürsünün kenarlarından sarkan göbeği görünürken önündeki altın mikrofona uzanıp Tanrı'nın ismiyle konuşmaya başlayarak "Tanrı, evlilik törenlerinizde şâşâdan, israftan kaçınmanızı ister! Evlilik törenlerinizi en sade şekilde yapın!" dedi. Ülkenin ekonomik refah seviyesinin yüksek olduğu dönemlerde unutulan bu fetva ülkenin ekonomik krize girdiği süreçlerde söylenmişti. Yoksa Tanrı, evlilik törenlerinin israf boyutunu şimdi mi düşünmüştü? Tabii ki hayır! Ama halkın din algısını kendilerinin dahil olamadığı fetvalar çıkararak şekillendiriyorlardı. Din algısıyla oynadıkları yetmiyormuş gibi artık kutsal günlerinde Tanrı'nın huzurunda bile saçma ve şirk dolu fetvalarından geri durmuyordu ilahiyattan sorumlu papazlar kesimi!.. (L. AVCİ)
Din
Önce sen gittin; Ekmek, su, hava, toprak ne varsa senle geldi. Sonra Yakup'um sandım sen ise Yusuf, Rab yolunda vazgeçtim senden Düşler, hayat, yaşam ne varsa senle geldi. Yusuf doğuran kuyum yok çöller ortasında, İçimden sadece kuyu olmak geldi. Keşke on bir kardeşin olsaydı Vefasızlığa uğrama, dur! İçimden sadece, kuyu olmak geldi. (L. AVCİ)
Şiir
Reklam