Ebu Hureyre(ra) anlatıyor; Resulullah(sav) buyurdular ki: Yedi kişi var ki Allah onları, hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde, kendi(Arşı'nın) gölgesinde gölgelendirir: 1- Adil imam, 2- Allah'a ibadet içinde yetişen genç, 3- Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, 4- Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip Allah rızası için ayrılan iki kişi, 5- Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: Ben Allah'tan korkarım, deyip kabul etmeyen kimse, 6- Sağ eliyle verdiğini, sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse, 7- Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.
Sayfa 164 - Reyhanî Yayınları
   "İnsanlar senin hakkında iyi düşüncelere sahip olduklarından seni tebrik edip överler, sen ise senin aslında kim olduğunu bildiğin için kendini yer ve ayıpla!    En cahil kimse, kendisinin kimliği hakkındaki kesin bilgisini bir yana bırakıp insanların kendisi hakkındaki görüşlerine itibar edendir!    Allah'ın sana bakışını dikkate al da, insanların senin hakkındaki bakışlarını bırak bir yana! Allah'ın sana olan teveccühünü esas alarak insanların sana olan teveccühlerini unut!    Bil ki insanlar ilâhî inayetin sırlarının kendilerinde görüldüğünü zannetmeye haddinden fazla düşkündürler.    Oysa Hakk Teâlâ şöyle buyurur:    Allah rahmetini dilediğine verir! (Bakara, 2/105)    Allah onların bu arzusunu yerine getirseydi, bil ki onlar Allah'ın rahmetine/affediciliğine güvenerek ibadet ve hayırlı amelleri bırakıverirlerdi.    O yüzden Yüce Rabbimiz uyarır:    Allah'ın rahmeti her zaman iyilik yapanlara yöneliktir! (A'râf, 7/56)    İlâhî ihsan ve bağışlara ermek istiyorsan, muhtaçlığını ve yoksunluğunu hakkıyla ortaya koy, çünkü    Zekatlar, ancak yoksullara ve düşkünlere verilir... (Tevbe, 9/60)"
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
En Hüzünlü Eylül
Türkiye'de yayımlanan gazetelere göre: 1955 yılının 6/7 Eylülünde 11 Ruö vatandaş öldürulda. Yunanistan kaynaklarına göre: Hayatını kaybedenlerin sayısı 16. Resmi makamlar yaralı sayısının 30 olduğunu söylüyor. Başka ülkelerin Türkiye'deki resmi temsilciliklerine göre: Bu rakam 300'ü aşıyor. Tecavüze uğrayan çok sayıda kadın hastanelere başvurdu. Utanıp da başvurmayanlarla birlikte bu sayının 400 olduğu düşünülüyor. Olaylarda 4214 ev tahrip edildi. 1004 işyeri yağmalandı. 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul kısmen ya da tamamen tahrip edildi, yakıldı.
Sayfa 455·Kitabı okudu
Takva/İttika/Müttaki
Hak Teâlâ'dan korkmak, insanı günaha, aşağılık bir duruma düşürecek şeylerden sakınmak, nefsi meşru olmayan şeylerden korumak ve muhafaza etmektir. Bu şekilde hareket eden, sorumlu tutulduğu dinî vazifeleri yerine getirmeye çalışan şahsa (Müttaki) denilir. Müttakilerin Özellikleri Gerçek anlamda müttaki kimlerdir. İşte bunu, Kur'an-ı Mübin'in bu ayetleri (Bakara 2/3-4-5) şöylece açıklıyor: (O sakınanlar ki gayba inanırlar.) Yani görmedikleri halde aklî ve nakli delillere dayanarak birtakım varlıklara inanırlar. Vazifeleri olan (Namazı da dosdoğru) edeplerine ve erkânına riayet ederek (kılarlar.) Bu kutsi ibadeti vaktinde eda ederler (ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infakta bulunurlar.) Yani: Allah tarafından ihsan buyurulmuş olan nimetlerden bir kısmını da ailelerine zekât ve sadaka olarak sair muhtaç kimselere sarf ederler ve insanlığa hizmet etmiş olurlar. (Ve onlar) o takva kişiler (O kimselerdir ki) Resulüm! Ey Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve sellem)! (Sana) yüce katımdan (indirilmiş) olan yüce Kur'an'a iman ederler. (Ve senden evvel) sair peygamberlere (indirilmiş olan kitaplara da iman ederler.) Hepsini doğrular ve yüceltirler. (Ve onlar ahirete de) inanırlar, bir sonsuz ödül verme ve cezalandırma âleminin varlığını da tasdik ederler. Onun varlığına (kesin olarak inanırlar.) (İşte onlar) öyle güzel bir iman sahibi olup Allah'tan korkan emir ve yasaklarına titizlikle uyanlar (Rabbi kerimleri tarafından bir hidayet) ve mutluluk (üzeredirler.) Onların güzelce sakınmaları kendilerinin böyle pek büyük bir nimete ulaşmalarına sebep olmuştur. (Kurtuluşa erenler de ancak onlardır.) Her türlü korkudan, ahirete ait sorumluluktan emin olacak olanlar, onlardan başkaları değildir. Binaenaleyh bu ilâhî beyanlar, bütün insanlığa hidayet, esenlik ve
Kitap Alıntısı
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı
ÖMER NASUHİ BİLMEN (1883-1971)
1883 yılında Erzurum'un Salasar Köyü'nde doğdu. Babası zamanın âlimlerinden Hacı Ahmet Efendi, annesi Muhibe'dir. İlk tahsiline, Ahmediye Med-resesi müderrisi olan amcası Abdürrezzak İlmî ve Erzurum Müftüsü Müderris Hüseyin Raki Efendiden okuyarak başladı. 1908 yılında İstanbul'a gelerek, Fatih Dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi'nin derslerine devam etti ve icazet aldı (1909). Daha sonra imtihanla Medreset'ül Kudat'a girdi ve 1913 yılında aliyyül-ala derecesiyle mezun oldu. Daha sonra açılan ruus imtihanını da kazanarak Fatih dersiamı olarak göreve başladı. İlk memuriyete Fetvahane-i Aliye'de başlamıştır. Fatih Camii'nde, Sahn-ı Seman Medresesi'nde âli kısmı Kelam Müderrisliği yapmış Medresetül-Vaizin ve Daru'ş-Şafaka'da dersler vermiştir. Ayrıca İstanbul İmam-Hatip Okulu ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nde usûl-i fıkıh ve ilmi kelâm dersleri okutmuştur. Daha sonra Telif Heyeti Azalığına getirilmiş, bir müddet Temyiz Mahkemesi Şeriyye Dairesi Mümeyyizliğinde de bulunmuş ve 1922 yılında Meclis-i Tedkikat-ı Şeriyye Dairesi Azalığına getirilmiştir. 1926 yılında İstanbul Müftü Muavinliğine ve 1943 yılında ise seçimle İstanbul Müftülüğüne tayin olmuştur.15.06.1960'da vekâleten, 30.06.1960'da ise asaleten Diyanet İşleri Reisliği yapmıştır. 06.04.1961'de emekli olmuştur. Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, gerek ilmi ve ahlâkî otoritesi gerekse samimi dindarlığı ve tevazuu ile dinî konularda Türkiye'de müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştur. İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatla temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştı. Şüphesiz bunda yaşadığı sürece aktif politikanın dışında kalmasının da önemli rolü vardır. Zira Ömer Nasuhi Bilmen de selefleri gibi dini meseleler söz konusu olunca asla taviz vermeyen bir yapıya sahipti.
Kitap Alıntısı