"...Batı romanından farklı olarak Türkiye'de roman, romancının reformcu ve modernleştirmeci olarak konumlandığı küçük ve uyumlu bir okur için yazan kentli entelektüel seçkinlere aittir."
"edebiyat idealinin önermediği mahallelerin sesini duyurmak; erkek öznellikle hesaplaşabilmek adına cinsiyetçi toplumsal kuruluma tepki gösterenlerin, dışlananların, toplumsal periferide yaşama tutunanların, kültürel ve sosyal sermayesi olmayanların, cinsel yönelimi heteroseksüel olmayanların, aidiyetsizlerin, ataerkil yapılarda cinsiyet kimlik ve otoritelerine tepki gösterenlerin, sınıfsızların, kenarda tutulmuşların, meşru algılanmayanların, eril güce karşı argo aracılığıyla tepkilerini ortaya koyabilen kural/norm dışıların, ezilenlerin, “tedavi” edilmelerinin sosyal yarar sağlamayacağı bireylerden hareketle kurgulanan roman kahramanlarının gelip karşı çıktıkları eril tahakkümün yüzleştiği bir realite olarak karşımıza çıkarır yeraltı edebiyatını."
Sevgili Tomris Uyar’ın Adnan Semih’in etkisinde kalarak Andrew Jolly’den çevirdiği bu küçük ama içerik olarak dev yapıt Kafka, Camus ve Dostoyevski karışımı bir estetik tatla kimlikleşiyor, belleklerimizde bir hüznün romanı olarak irileşiyor.
Yapıtın yazarı hakkında yeterli bir bilgiye ise ulaşılamamış. Ancak bu bilge başka bir roman daha yazmış bu bilgiye ben ulaşmadım çünkü araştırmadım. Araştıranlara selam olsun. Diğer kitabının adı; A Time of Soldiers. Başka kitapları var mı? Bilmiyorum.
Seni İçime Gömdüm, yaşamın odağında parçalanan aşk, sevgi değil ama bunların üstünde ya da bunların da anlamlandıramadığı psikososyal bir sürece denk geliyor. Yüreğe gömülen bir sevda neye denk gelir? Bence en acı ayrılıklara… Yapıt, ötekilerin romanı. Kavminden sürülmüşlerin…
Bir çığlığın romanı: Seni İçime Gömdüm (Lie Down In Me). Yalın! Romanın erkek kahramanlarından Kabrero, kimdir ne iş yapar varlığını nasıl tanımlar ona da bakalım inceleme boyunca. Ama bir sevdanın ardı sıra sürüklenen bir insana bakar gibi.
Roman: “Tan ağarırken ölmüştü kız.” cümlesiyle başlar. Kızılderili olan bu kız, hastadır. Bakıma muhtaçtır. Yaralıdır. Hasta bir kıza tutkuyla eğilişin alanı bir evliliğe kayar. “Karı” olarak kendi topraklarının kızlarından birisini seçmez kahraman. Eski kamyonlar yağlı çadırlar misalidir hayat… O yüreğindeki yangına tutkundur.
Ağabeyine, sevdiği kızın ya da takıntılı bir şekilde içerikleştirdiği kadının hastalığından söz bile etmez:
“Ağabeyine yaradan söz açmayı düşünmedi bile. Duygularını tıpatıp açığa vuracak sözcükleri bulabilse de -diyelim ki vardı böyle sözcükler- yine bir işe yaramazdı; onun sözcükleriyle ağabeyinin aklından geçenler, birbirini tutmuyordu ki” (s.14).
Ağabeyi Kızılderili sosyal kişilik/toplum yaşantısını kendince gördüğü için kardeşinin vazgeçmesi