Bir han gölgesinde unuttum adımı,
Toprak susar, ben konuşurum.
Yükü kırk yılın cefasıyla dolu bir devenin çöküşü gibiydim; Gözümde kum, içimde mezar.
Bir kapı vardı, çalmaya utandım,
Çünkü her kapı ardında bir Tanrı susuyordu bana
Ve ben çoktan yüzüstü bırakılmış dualardandım.
Bir taş attım, ölü bir kuşa çarptı,
Kimsesizliğin tam ortasında
biri bana “gel” dedi ama kimse yoktu.
Sadece bir ağaç; kurumuş, meyvesiz,
Tıpkı ben gibi.
Bir gün demişti annem,
“Bir gün gelirsin kendine.”
Ben o günü bir çukurda unuttum;
Çünkü kendim yoktum.
Çünkü kendim çoktan bir başkasının cehennemiydim.
Bir tren sesi duydum, gitmek isteği değil bu
Hiç var olmamışlara özenmek gibi.
Kül gibi bir his, bir yangının en son çaresi.
Kırmızı değil, karanlık yanar içimde.
Ben bir adamdım, adı yalnızlığa benzerdi.
Ve bana dost olan
Sadece karanlık bir merdivendi çıkmadım.
İndim, hep indim.
Beni bir duvar yazısı gibi unut:
Eski, nemli, okunmaz.
Çünkü ben bir cümleydim