Özellikle Lozan'dan beri benimsenen ilkelerle, etken değil edilgen bir ülke olmayı yeğlemişiz. Batıda üretilen her şeye açık bölge, açık pazar olarak, saçmaya vardırılan hayat tıpkı sanayi ürünleri gibi geliyor bize. Mısır'a, Irak'a, Pakistan'a, Afrika içlerine, İran'a, hatta Suudi Arabistan'a yaldızlı çarpık ambalajlarla. En ön sıradaki pazarları ise, onları da hayrete düşüren bir tempo ile Türkiye. 1923 devrim ilkeleriyle adamlara öyle bir çanak tutmaya başlamışız ki yüzümüze tükürseler para ediyor. Davranış bozukluğu bizde, bireyin kendi tarihini bir külfet, bir kambur gibi görmesi ve ondan kurtulmak adına çırpınmasıyla kalmıyor. Bu bozukluklar örgütleniyor, kütleyi de sürüyüp götürmek için batıl bir coşkuya dönüşüyor.