Ercan Kesal’ın Cin Aynası adlı kitabına bir öneri üzerine başladım; ancak benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kitabın en zorlayıcı tarafı, olayların çok üstü kapalı ve parçalı şekilde anlatılmasıydı. Tarihsel olayları önceden bilmeyen bir okur için anlatımın oldukça yetersiz kaldığını düşünüyorum. Bazı yerlerde anlatılmak isteneni anlayabilsem de, birçok bölümde olayların arka planı yeterince açıklanmadığı için kopukluk hissettim.
Kitap boyunca yazarın olayları daha çok kişisel ve vicdani bir bakış açısıyla ele aldığı hissediliyor. Ancak bana göre bu tarz tarihsel konularda yalnızca duygusal bir yaklaşım yeterli değil; olayların nedenleri, başlangıç noktaları ve karşılıklı yaşanan acılar da anlatılmalı. Ben daha genel ve çok yönlü bir bakış açısını okumayı tercih eden biriyim. Bu nedenle kitabın tek taraflı hissettiren anlatımı beni rahatsız etti.
Özellikle kitapta Ermenilerin göç sürecinde yaşadığı zorluklara ve mağduriyetlere odaklanılması, buna karşılık Türklerin uğradığı katliamların ve yaşadığı acıların neredeyse hiç anlatılmaması benim için kitabı sorgulamama neden oldu. Yazarın, “Komşumuza neden bunu yaptık?” sorusunu ön plana çıkarırken, olayların öncesindeki çatışmaları, Ermeni isyanlarını ve Türk halkının yaşadığı trajedileri geri planda bırakması bana eksik ve dengesiz bir yaklaşım gibi geldi.
Tarihte Van ve çevresinde yaşanan olaylar, savaş dönemindeki isyanlar ve Osmanlı Devleti’nin güvenlik gerekçeleriyle aldığı kararlar da bu sürecin bir parçasıydı. Ermenilerin "önce komşunu öldür" diye beyanname yayınlayıp Van merkezli bir yapı kurma girişimleri, düşman kuvvetleriyle iş birlikleri ve bölgede yaşanan çatışmalar tarihsel kaynaklarda da yer alan olaylardır. Bu nedenle kitabın yalnızca göçün trajik yönünü öne çıkarıp, göçün nedenlerini yeterince