Bizans romanı, yahut 'Bizanten Roman', kahramanlarının bitmez tükenmez bir sergüzeştler dizisi içinde adeta soluk almaksızın hazan yaprağı gibi sürüklendiği bir tarzdır. Burada sevgililer; alçakça entrikalar yüzünden ayrı düşer, hedefi belli olmayan deniz yolculuklarına çıkmak zorunda kalır, korkunç birtakım düşmanların eline tutsak düşer, yanlışlıklar ve hatalı anlamalar birbirini kovalar, baskınlarda bir birine en yakın insanlar ayn yerlere savrulur, gemi kazaları, kıyafet değiştirmeler, gizlice tehlikeli konaklara sokulmalar gırla gider. Birbirine deliler gibi aşık iki genç insan yıllarca bir 'oh' diyemez. Makus talih onlara ancak ayda yılda bir kere sekiz on dakika biraraya gelme imkanı tanır, sonra yine ka derin sert bir darbesiyle aksi istikametlere sürüklenirler. .. Ya ni felaket bir durum . . . Sakın ezbere konuştuğumu sanmayı nız, neden bahsettiğimi çok iyi biliyorum . . . Kaç aydır benim de başımda buna benzeyen bir problem var. Bakalım nasıl hi tama erecek? İnşallah ermez. . . Bu 'Bizans Romanı' yahut 'Bizanten Roman' türünün adamakıllı dejenere bir tezahürü ne günümüz Türk gazetelerindeki bazı tarihf resimli roman tefrikalannda rastlayabilirsiniz.
İstekleri bastırılmış, yaşama sevinci budanmış
dünyayla alış-verişine ambargo konmuş bir âdem...
Reddediyorum, protesto ediyorum.
Uygar bir insan olmak istiyorum ben.
İyi bir fotoğraf makinesi, iyi bir slayt makinesi
iyi bir süper 8 sesli sinema makinesi
iyi bir müzik seti, mütevazı bir videosu olan
burada adlarını sayamayacağım başka makineleri de olan uygar, çağdaş, yaratıcı, “üretken” bir insan olmak
istiyorum.