Bitirdim.. sıcağı sıcağına düşüncelerimi yazıyorum:
Önce kısacık özetleyeyim;
Kitap Geceyarısı Kütüphanesi evreninde geçen bir yan hikaye diyebiliriz.
Geceyarısı Kütüphanesi yaşamla ölüm arasında geçiyordu, bu kitapta ise ölümden sonra tabiri caizse kahramanımızın hayatı ''film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor''
Bir kez daha yaşama şansınız olsa neyi farklı yapardınız?
Yarım kalmışlıklar, pişmanlıklar, yol ayrımları, kazanılanlar, kaybedilenler..
Kaybettiklerin kazandıklarına değdi mi?
Matt Haig'in kitaplarında dersler vermesini seviyorum. Hikayeleri edebi açıdan çok zengin olmasa da mesajı güzel olduğu için kendini okutuyor.
Sonuna kadar merakla, hevesle okudum. Bazı anlarda kızdım, bu kadar da değil artık dedim, bazen sevindim.
Karakterleri; özellikle de Maggie'yi çok sevdim, anneye başlarda çok kızdım sonraları onu da anladım, Dougie'yle, Charlie'yle, herkesle ayrı bağ kurabildim. Sevdiğim şeylerden biri de karakterlerin çok net bağ kurabilinen insanlar olarak resmedilip aktarılması oldu.
Dediğim gibi, Matt Haig bu konuda başarılı bir yazar. Kendisi de hayatın akışında zaman zaman savrulup kaybolan biri olarak, yaşamanın değerini anlamış ve feleğin çemberinden geçmiş bir adam. Kitaplarıyla biz okurlara da bu mesajı aktarmaya çalıştığını düşünüyorum ve bence bu çok asil..
Yine de devrik cümlelerinden ve karakterlerin verdiği ''Ha?'' tepkilerinden gına geldiğini söyleyebilirim. Umarım gelecekte dilbilgisine daha fazla dikkat eder.
Keyifli bir okuma yolculuğuydu.
Genel puanım 8/10