"On kötü haslet yüzünden kalpleriniz ölmüş. Allah, kalpleri ölmüş olanların duasını kabul etmez. Bu on kötü haslet şunlardır: 1. Allah'ı tanıdığınızı iddia ediyor; fakat ona olan borcunuzu vermiyorsunuz. Bu borcu, fakir ve muhtaçlara ihsanda bulunarak ödeyin. 2. Kur'an-ı Kerim'i okuyorsunuz fakat hüküm ve kurallarından haberiniz yok. Okuduklarınızı uygulayın. 3. Şeytanın düşmanınız olduğunu iddia ediyor, fakat ona itaat ediyorsunuz. Onun tekliflerini geri çevirin. 4. Kendinizi Ümmet-i Muhammed'den sayıyor; fakat sünnet-i seniyyeyi uygulamaya çalışmıyorsunuz. 5. Cennete girmek istediğinizi söylüyor; fakat ona girmek için gerekli amellerin hiçbirini işlemiyorsunuz. 6. Ateşten mahfuz olmak istiyor; fakat günahlarınızla ve kötü amellerinizle kendinizi mütemadiyen ona sūrüklüyorsunuz. 7. Ölümün herkese geldiğini biliyor; fakat ona hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz. 8. Bütün din kardeşlerinizin kusurlarını görüyor, fakat kendi kusurlarınızı görmüyorsunuz. 9. Allah'tan gelen bütün nimetleri şükretmeden yiyor ve kullanıyor; fakat ona olan minnettarlığınızı size ver diği nimetlerden muhtaçlara tasadduk ederek göster miyorsunuz. 10. Ölülerinizi, aynı sonun sizin de başınıza geleceğini bile bile, ibret almadan, gömüyorsunuz."
Peygamber ve Sünnete Olan İhtiyaç
Yüce yaratıcı insanoğlunu mükerrem ve mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır. Fakat bu mükemmelliğine rağmen insan, ilâhî hitaba doğrudan muhatap olacak yapıya sahip değildir. Bu sebeple dünyada insan hayatının başladığı günden beri, Allah Teâlâ, onların arasından seçtiği "Nebî" veya "Resûl" denilen peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibatı kurmak ve açıklamakla görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, Allah'ın emir ve nehiylerini O'nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidâyet elçileridir. Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de ümmetine Allah Teâlâ'nın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak vermiştir. Her peygamber gibi bizim peygamberimizin de iki temel görevi vardı: Tebliğ ve beyân. "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun" Maide sûresi 5, 67. "İnsanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın diye sana da Kur'ân'ı inzâl ettik" Nahl sûresi 16, 44. Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Allah'tan aldığı Kur'ân âyetlerini, görevi gereği, insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onları açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun asli göreviydi. Hemen işaret edelim ki Peygamberimiz'in tebliğ görevi evrensel olduğu için, açıklamaları da ona uygun bir çerçeve ve nitelikte gerçekleşiyordu. Yani sünnet, Kur'ân'ın evrensel planda Hz. Peygamber tarafından yorumlanması demek oluyordu. Mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'in eksiksiz, yeterli, açık ve her şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmal edilmiş bulunmasına rağmen, sünnetin ifade ettiği bir
Kitap Alıntısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Terim terine damlıyordu. Nefesi, tenimi ürpertiyordu. Suların taştığını duyuyordum. Düşmemek için omzuna sıkı sıkı tutunmaya çalışıyordum. Ben bu aşkta çok yorulmuştum. Ormanın ışıkları gözlerimi alırken, akvaryumu fark ettim. Akvaryumun içindeki yeşil ve siyah balığa bakıyordum. Onları zorla satın almıştım ve zorla aynı suda yaşatmaya çalışmıştım. Tatlı su balığı tuzlu suda, tuzlu su balığı ise tatlı suda yaşayamazdı ve fakat ben bunu umursamamıştım. Bora ile ben, en başından beri, bu balıklar kadar imkansızdık fakat ben kaderi değiştirebileceğime inanmıştım. +
"Seni hiç kimse...benim kadar sevmeyecek, biliyorsun değil mi?" dedim. Oysa, kimsenin kendisini sevmesini istemediğini zaten biliyordum. "Yalnız öleceksin. Yapayalnız!" dedim, bomboş bir ifadeyle. "Umarım senin karşına...seni gerçekten seven bir adam çıkar," dedi. Birkaç damla gözyaşı yanaklarıma süzülürken, sessiz kalmayı tercih ettim. "Sen çok zeki, çok güzel...her erkeğin arzulayacağı bir kadınsın." Gözyaşlarıma karışan histerik bir kahkaha atarken, "Sen hariç, her erkeğin ama...değil mi kocacığım?" diye sordum. Bu sorunun cevabını ikimiz de bildiğimiz için sustu. "
En Sevgili (sas), veda hutbesinde;
1- Tevhit ve Allah'a itaatin gerekliliği, 2- Emanete riayet, 3- Faizin ve her türlü sömürünün kıyamete kadar yasak kılınması, 4- Can, mal ve namus güvenliği, kan davalarının kaldırılması, 5- Cahiliye ahlakının ve ahiliyeye ait kurumsal yapıların lağvedil-mesi, 6- Aile yapısının güçlü kılınması ve eşlerin birbirleri üzerindeki hakları, 7- İnananların kardeş oluşu, birbirleriyle çekişmekten uzak durma-larının gerekliliği, 8- Hiçbir ırkın ve kavmin birbirine üstün olmadığı, Allah katında üstünlüğün ancak takva ile olduğu gibi konuları dile getirmiştir.
Konuyu şöyle bitirelim: Kur'ân'daki İslâm kavramı, kök anlami ve türevleriyle şöyle hulâsa edilebilir: 1) Cenab-ı Hakk'ın yaratmış olduğu kâinatın tâbi olduğu düzen. 2) Adem Peygamber'den Hz. Muhammed'e kadar bütün elçilerin tebliğ etmiş olduğu din/düzen 3) Bütün peygamberlerin tebliğlerine atıf yapılarak ve teyit edilerek Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği din. 8 O halde, Allah'ın istediği; bütün varlığın ister istemez tâbî olduğu fitri, tabiî düzene insanın da -iradesiyle- tâbî ve tâlip olmasıdır.
Sayfa 89 - Marmara Akademi Yayınları·Kitabı okuyor