KARAKÖPRÜ FACİASI VE ÇEKİLEN DAYAKLAR
1- Bir zamanlar (Dicle Kaynağı) isimli mevziî bir gazeteyle İstanbul’da bir gündelik gazetenin temas eder gibi olduğu, fakat gerek bu gazetelerin uyandırabilecekleri aksülâmel, gerekse hâdise üzerinde kullandıkları üslûp bakımından birinci derecede ehemmiyet plânına geçememiş bir hâdise daha vardır ki, keyfî bir emirle kurşuna dizilen 33 vatandaş meselesinden daha mühimdir. Bu, 1937 yılında cereyan eden Karaköprü hadisesidir.
2- Hâdise şöyle başlamıştır: Malûm sene içinde, Suriye tarafından gelen birtakım şakilerin hududumuzu tecavüz ettikleri, etraf ile muhabere vasıtalarını tahrip ettikleri ve Diyarbakır’ın Karaköprü mevkiinde yolcuları soymaya başladıkları haberi yayılıyor.
3- Bunun üzerine bazı mahallî memurlar ve ezcümle Mardin Valisi Fehmi Vural ile Birinci Umumî Müfettiş Abidin Özmen derhal şöyle bir tedip hareketine geçiyorlar: Alâkalı vilâyetlerin köylerinden birtakım masum vatandaşları gelişigüzel topluyorlar ve Mardin’den Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan Mardin’e, sanki ifadeleri alınacak ve muameleleri tamamlanacakmış gibi, on dörder kişilik gruplar halinde sevke başlıyorlar.
4- Sevk esnasında jandarmalar bu masumları Karaköprü mevkiinde kurşundan geçiriyor. “Kaçarlarken vuruldular!”
diye bir zabıt tertibi de ihmal olunmuyor.
5- Bu şekilde, sayıları yüzlerce vatandaşı geçen müteaddit kafileler hep aynı pusuya düşürülüyor.
6- Nihayet son on dört kişilik kafile güya Diyarbakır’a götürülürken, sarp bir noktada durduruluyor ve jandarma çavuşu kendilerine haykırıyor: “Abdest alıp namaz kılınız!
Şimdi sizi vuracağız!” On dört vatandaştan ibaret son 14 kurbanlık koyun abdest alırken, rahmani bir kader cilvesi olarak, yol üzerinde birkaç otomobil peydahlanıyor. Otomobil yolcularının içinde bir general, bir de mülkiye müfettişi