“Nibiru’da hüküm süren Anu’nun ilk doğan oğlu Lord Enki’nin sözleri,” dediğinde îlmiye’nin yazısının ne kadar güzel olduğunu düşündü, her harf tane tane, özenle yazılmıştı ama sonra dikkati yine metne geri geldi, bu sabah ilk okuduğundan beri aklı almıyordu binlerce yıl önce yazılmış bu tableti. Kendine bulaşan şaşkınlığın ve merakın birazdan tüm sınıfa yayılacağına emin, okumaya başladı:
“Lord Enki diyor ki, ağır bir ruhla ağıtlarım var; acı dolu ağıtlar kalbimi doldurur.
Toprak nasıl çarpılmış, toprağın halkı Şeytan Rüzgâr a teslim edilmiş, ahırları terk edilmiş, otlakları boşaltılmış.
Şehirleri nasıl çarpılmış, halkın ölü bedenleri üst üste yığılmış, Şeytan Rüzgâr a yakalanmışlar.
Araziler nasıl çarpılmış, bitki örtüsü solmuş, Şeytan Rüzgâr tarafından dokunulmuş.
Nehirler nasıl çarpılmış, hiçbir şey yüzmez olmuş artık, saf, parlayan sular zehre dönüşmüş.
Siyah kafalı insanlarıyla Sümer boşalmış, tüm hayat gitmiş.
En görkemli şehirlerinde sadece rüzgâr uğuldar, tek kokuysa ölümdür.
Tanrılar tarafından başları cennete kadar uzatılmış tapınaklar terk edilmiş.
Lordluk ve Krallık yönetimi yok olmuş, asa ve taç gitmiş.
Bir zamanlar hayat veren yemyeşil iki büyük nehrin kıyısında, sadece yabani otlar büyüyor.
Kimse otobanlardan geçmiyor, kimse yollarda görünmüyor, gelişmiş Sümer terk edilmiş bir çöl gibi.
Bölge, Tanrıların ve insanların evi, nasıl çarpılmış.
Bu topraklar insan için bilinmeyen bir felakete düştü.
Daha önce kimsenin dayanamadığı, insanoğlunun daha önce hiç görmediği bir felaket.