Osmanlı Sultanlarının Halifeliği Sorunu
Bir rivâyete göre, Selim tarafından İstanbul'a gönderilmiş olan Halife Al-Mutawakkil Ayasofya Camii'nde hilâfeti resmen pâdişaha terk ve ferag etmiştir. M. d'Ohsson ve sonra M. Ata, eserlerinde bu rivâyeti yaymışlardır. Gerçekte, 1774'te Kırım Hanlığı'nın bağımsızlığı konusu ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı, Ruslara karşı bu Müslüman devleti üzerinde halife sıfatıyla birtakım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş, Abbasî halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Daha önceleri 1727 Ekimi'nde İran'a hâkim olan Afgan Şahı Eşref'le yapılan antlaşmada, Osmanlı padişahı bütün Müslümanların halifesi olarak tanınmıştır. Osmanlılar, Nadir Şah'a aynı şeyi kabul ettirmeye çalışmışlardır. Klasik hilâfet görüşü, 1258'de Bağdad'ın Mogollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir unvandan başka bir şey değildi ve eski anlamını tamamıyla kaybetmişti. Mekke ve Medine'nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üstünlüğü belirten bir sıfattı. Vaktiyle Abd Allah b. Zubayr, Muaviye'ye karşı Ka'be'nin hâdimi ve Hacc reisi olmakla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Şahruh, Muharrem 833'te (1429 Kasım) Ka'be'yi örtü ile örtmek ve Mekke'de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Fâtih Mehmed'in hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri tamir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz karşılanmıştı. Selim'in Şirvanşah'a gönderdiği Mısır fetihnâmesinin, "Büyük Hilafet" anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Selim, bu mektupta, Memlûklerin Hicaz hac yolunu "Arap eşkiyasından" koruyamadıklarını, kendisine Allah tarafından İslâmiyet kanûnlarını düzene koyma ve Ka'be mahmillerini techiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade
Sayfa 144 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
İlk halifeler Peygamber ile tanışık ve dost olmak gibi bir özellik taşımalarına rağmen dinsel otorite iddiasında bulunmadılar. Zımni olarak böyle otoriteleri olsa bile, bu konuda diğer sahabilerden daha ayrıcalıklı değildiler.
Sayfa 141 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Emevileri küfre götüren kötü davranışlar şöyle sıralanır: Hz. Hüseyin'in katledilmesi, Müslümanların ortak malı kabul edilen topraklara el koyması, valileri keyfince seçmeleri, yaygın kural ve sünnetin inkar edilmesi, Mekke ve Kabe'ye saldırılması, Kıble'nin yönünün ve Cuma namazı vaktinin değiştirilmesi...
Sayfa 89 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Muhammed b. Abdullah'ın Abbasi halifesi Mansur'a cevabı
Allah Peygamber'i gönderdiğinde onun dört amcası vardı ve şu ayeti indirdi: "Önce en yakın akrabanı uyar." Peygamber onları uyardı ve İslam dinine davet etti. Onlardan iki tanesi (Ebu Talib ve Hamza) bu davete icabet etti ki bunlardan biri benim dedemdir. Onlardan iki tanesi (Abbas ve Ebu Leheb) daveti geri çevirdi ki bunlardan biri senin dedendir. Allah daveti reddeden o ikisinin velayetini Peygamber'den kaldırmıştır.
Sayfa 61 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Toplum içindeki en mağdur sınıfsa ihtida etmelerine rağmen Arap müslümanların sahip oldukları sosyal ve ekonomik ayrıcalıklardan mahrum bırakılan, çoğunluğunu İranlıların oluşturduğu mevali idi. İslam hukukuna göre cizye sadece Müslüman olmayanlardan alınabilirdi ve ihtida etmeke, cizye ödeme mükellefiyetini iptal etmekteydi. Muhtemelen pek çok İranlı Müslüman olmayı cizye ödemekten kurtulmanın yolu olarak gördü. Bu durum devletin vergi gelirlerini ciddi şekilde azaltmıştır.
Sayfa 36 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Muaviye hem selefin sünnetine hem de Arap düşüncesine aykırı bir kararla oğlu Yezid'i halef tayin ederek yeni rejimin meşruiyeti ile ilgili kuşkuları daha da arttırdı. Bu karar, Emevilerin hilafeti ilga edip seküler ve beşeri bir yönetim ihdas ettikleri suçlamasının temelini oluşturdu.
Sayfa 25 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Reklam
Reklam