Ben artık iflah olmaz bir komplo teoricisi, bir numaralı Batı düşmanı olmuşum; yani anneannem. Yaş almak, sen nelere kadirsin! Düşünüyorum da gençliğin verdiği o toyluk, o cahillikle bu kitabı birkaç yıl önce okumuş olsam, şu an beni çok rahatsız eden şeyler o zaman da eder miydi? Galiba evet ama benim bugün geldiğim durum yılların nefreti.
Bu Batılıları Allah bildiği gibi yapsın; adamlar yıllarca sömürgeden sömürgeye koşsunlar, köle ticaretlerinin, akla hayale gelmeyen etik ikilemlerin içinde yüzsünler, sonra gelsinler romanlarında bilim adı altında yaptıkları hayali, sözde “kahramanlıkların” propagandasını yapsınlar. Çocuk klasikleri diye milyonlarca çocuk okusun, beyinleri yıkansın. Hadi oradan!
Üç puan niye verdim diye sorarsanız; kitabın başı ne kadar sıkıcıysa balona bindiklerinden sonraki kısım bir o kadar sürükleyiciydi, o yüzden. Bir de Jules Verne çok değişik bir adam. Yazım dili öyle bir dil ki teoride mümkün olmayan hem balon icadını olsun hem yolculuğun kendisini olsun öyle bir yazıyor ki şahsen ben kendimi,”bu yazılanların gerçeklik payı var mı?” diye araştırırken buldum.
Balonla Beş HaftaJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,4bin okunma
2026 yılında en çok okuduğum yazar olan Nermin Yıldırım ‘ın ilk romanı. Burdan başlamamıştım ama 5 kitap sonra işte burdayım (: Nermin Yıldırım okurken alıntılama yapmaktan yeni sayfaya bir türlü geçemediğim için de ağır ağır sindire sindire haftalarca okurummm.
Yine bir kopuk aile.. anne-baba-evlat üçgenindeyiz.
Süreyya, bir yazar, yıllardır görmediği annesinden gelen bir telefonla başlar anlatmaya..Bir kırklarındaki Süreyya’dan bir de 69 yaşındaki annedinden dinleriz her şeyi. Bölümler bir kızı bir anneyi konuşturur.
Pal Sokağı Çocukları okumalıyım artık (: Süreyya’nın da başucu kitabıymış. Ve de benim çocukluğumun da favori yazarı Jules Verne ile birlikte..
Bu kez Paul Auster’ı keşfediyorum Nermin hanım sayesinde.
Süreyya üniversiteyi 12 Eylül darbesi zamanında hukuk okur. Dönemin soğuk günlerine götürür bizi. En iyi arkadaşı Zinnur, istismar mağduru bir genç kız. Yine Nermin Yıldırım imzası gibi bir karakter daha. Yıllar sonra çocuk yaşta başlayan istismarın katili olacaktır. Süreyya babaanneyle büyür. Ona da ait olamaz, hep boşlukta gibi. Babanne o üniversite 3’teyken ölür. Mezun olur, çevirmenlik yapmaya başlar. Hukukçu olmayı istemez. En güzel işi ranyo programı sunduğu kısımdı. Kırmızı Defter, edebiyat dolu bir akış. Her yazardan, her karakterden alıntılarla müthiş bir yayın akışı..
Gerçek olmasını isterdimm. NY ile bu radyoda tanışır, onun adına kitaplar yazacaktır daha sonra. Romanlar yazıp satacak, iyi bir paraya, Ny de kendi adıyla basıp yazar havasında gündemde kalacak.. Bir ara intihar romanı yazmak ister. Virginia Woolf , Sylvia Plath , Nilgün Marmara ‘nın intiharlarına götürür bizi. Çok hisliydi o satırlar..
Radyodan ayrılıp soluğu Barcelona’da alır. Aşk’ı bulur, Marcel. Bir de kızı olur, Ada.. Ancak uzun sürmez annelik. Barcelona’yı terkedip döner İstanbul’a bir bavulla. Aile olmayı bilmediği için, istemez.
Jules Verne'in Doktor Ox'un Deneyi kısa ama çarpıcı bir hikâyeye sahip. Sakinliğiyle ün salmış Quiquendone kasabasında yaşayan insanlar ağırkanlı, tartışmadan uzak ve duygularını bastırmış bir hayat sürer. Ta ki kasabaya gelen Doktor Ox’un gizli deneyine kadar… Şehrin gaz sistemine oksijen ekleyen Doktor Ox, insanların fark edilmeden nasıl değiştiğini gözlemler. Oksijen arttıkça kasaba halkı daha enerjik, daha hırslı, daha öfkeli ve hatta saldırgan hale gelir. En sıradan insanlar bile tartışmaya, rekabete ve aşırı tepkilere sürüklenir. Kontrolden çıkan bu deney ise hem komik hem de düşündürücü sonuçlar doğurur.
Yaza, bu eserinde klasik macera anlatısından uzaklaşıp bilim kurgu ile hicvi ustaca harmanlamış. Anlatım dili akıcı, sade ama güçlü bir ironi barındırıyor. Olaylar hızlı ilerlerken metin yorucu değil; aksine ince mizahıyla içine çekiyor. Kasaba halkındaki değişim abartılı gibi görünse de aslında insan doğasına dair oldukça tanıdık bir tablo sunuyor.
Kitabın en dikkat çekici yanı, bilimsel ilerlemeye duyulan kör güveni sorgulaması. Doktor Ox karakteri üzerinden, bilimin etik sınırlar olmadan kullanıldığında nasıl tehlikeli sonuçlar doğurabileceği gösteriliyor. Bu yönüyle eser, yazıldığı dönemden çok daha öteye uzanan bir eleştiri taşıyor. Kısacası “Doktor Ox’un Deneyi”, kısa sürede okunabilecek ama etkisi uzun süren bir hikâye. Eğlenceli, düşündürücü ve insan doğasına dair keskin bir gözlem sunmakta.
Seksen Günde Dünya Gezisi, Jules Verne macera dolu eserlerinden biri. Konusunu kısaca özetlemek gerekirse; Londra’da yaşayan son derece dakik ve alışkanlıklarına bağlı Phileas Fogg, Reform Kulübü’nde arkadaşları ile yaptığı bir iddia sonucu dünyayı seksen günde dolaşabileceğini savunur. Bu iddiayı kanıtlamak için uşağı Passepartout ile birlikte hemen bu yolculuğa çıkarlar. Trenler, gemiler, fillerin sırtında yolculuklar…
Sürekli aksiliklerle karşılaşsalar da zamanla yarışarak farklı kıtaları aşarlar. Ancak peşlerinde onları suçlu sanan bir dedektif de vardır. Tüm bu engellere rağmen Fogg, hem zamanı hem de kaderi zorlayan bir yolculuğa çıkar.
Bu kitap benim için sadece bir macera romanı olmadı. Sayfaları çevirdikçe içimde garip bir heyecan birikti; sanki ben de Fogg’la birlikte o trene yetişmeye çalıştım, o gemide dalgalarla savruldum. Her bölümde “acaba yetişebilecek mi?” hissi hiç azalmadı, aksine giderek arttı. Bu soluksuz tempo kitabın en sevdiğim yanı oldu.
En çok hoşuma giden şey, Fogg’un dışarıdan soğuk ve mekanik görünen karakterinin altında yatan o sessiz kararlılığıydı. Duygularını çok belli etmese de yaptığı fedakârlıklar ve aldığı riskler, aslında onun ne kadar derin bir karakter olduğunu gösteriyor.
Yolculuk boyunca sadece dünyayı değil, bir insanın sınırlarını da keşfediyoruz gibi hissettim.
Kitap bittiğinde içimde tatlı bir boşluk kaldı. Sanki uzun bir yolculuktan dönmüşüm gibi… Ve bana şunu düşündürdü: Bazen mesele gerçekten varmak değil, yolda olmaktır.
Jules Verne 19.yüzyılda sinirbilimsel bilimkurgu’nun temelini bu kitapta atıyor. “İnsan moleküllerden oluşur, o zaman insanın molekül dengesiyle oynarsak; erdem, cesaret, yetenek, zeka, hayal gücü gibi bütün nitelik ya da özellikler değiştirebilinir mi?” Sorusuna cevap arıyor. Kitap sadece bu kadar değil. Aynı zamanda sakin, durgun, tedbirli olanı mizahi dil ile eğlenceli bir şekilde eleştiriyor.
Etkileyici, hızlı okunan, yalın bir kitap...
Jules Verne
Jules Verne'in Zacharius Usta'ya "nabız ölçen saatler" den bahsettirerek günümüzün akıllı saatlerine selam çaktığı kitabıdır.
Kitabın içeriğine gelecek olursak oldukça rasyonel başlayan kitap mistik, fantastik bir şekilde sona eriyor. Abartarak söylemem gerekirse kitabın sonlarına doğru kendimi Sihirli Annem evreninde gibi hissettim. Şatolar, keşişler, büyüler, karanlık ormanlar vs...Kitapta verilmek istenen mesajların kör göze parmak şekilde alenen aktarılması da eserin olumsuz yanlarından biriydi.
Eserin benim açımdan en güzel tarafıysa akıcı bir dile sahip olmasıydı. Bunun için de yazarı ve çevirmeni ayrı ayrı tebrik etmek gerekiyor.
Jules Verne