Orhan Kemal’in en önemli eserlerinden biri olan Eskici ve Oğulları, yoksulluğun gölgesinde ayakta kalmaya çalışan bir ailenin hikâyesi üzerinden ekonomik koşulların aile bağlarını nasıl sınadığını çarpıcı bir gerçeklikle anlatır.
Romanı okurken yalnızca bir hikâyeye tanıklık etmezsiniz; aileyle birlikte umutlanır, onların hayal kırıklıklarıyla içten içe sarsılırsınız. Yoksulluk burada sadece maddi bir eksiklik değil, insan ruhunu kemiren, duyguları törpüleyen bir kader gibidir. Sevginin bile geçim derdi karşısında yıprandığını, anne, baba ve çocukların aynı çatı altında bile birbirlerinden uzaklaşabildiğini görürüz.
Aile bağlarının bazen pamuk ipliğine bağlı olduğunu fark ederken, dayanışmanın yokluğunda insanın nasıl savrulduğuna da tanıklık ederiz. Okur, karakterlerin acılarını kendi acısı gibi hisseder; onların umutlarıyla dirilir, hüsranlarıyla içten içe çöker.
Orhan Kemal bu romanda yalnızca karakterler değil, yaşayan bir toplum kurar. Çukurova’nın sıcaklığı, yoksulluğun sertliği ve insan onurunun direnci yalın ama sarsıcı bir anlatımla hayat bulur.
Her ne kadar romanın atmosferi hüzünle örülü olsa da, son sayfalarda okura güçlü bir hakikat fısıldanır: Aile, insanın sığınabileceği en son limandır ve ölüm dışında her şeyin bir çaresi vardır.