Gülen cemaatiyle organik bağlara sahip olan bu sermaye kesimi, eğitim alanını hem sermaye birikimi hem de ideolojik yeniden üretim için temel bir alan olarak kurgulamıştır.
Nitekim 2013 yılı itibarıyla Türkiye genelindeki 3.667 dershanenin 967'sinin bu yapıya ait olması -yani toplamın yaklaşık %25'i-bu sektördeki ideolojik ve maddi nüfuzun boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı fraksiyon, 210 özel okul, 460 dershane, 13 üniversite ve on binlerce üniversite hazırlık kursunu kontrol ederek, emek gücünün ideolojik biçimlendirilmesinde ve orta sınıf ideallerinin yeniden üretiminde kilit bir rol üstlenmiştir
Müslümanların hepsinin samimi dindarlar olduğunu zannedenler de büyük bir tarihi yanılgı içindedir zira bugün New York City'de cinsel özgürlük ne durumdaysa 9. yüzyılda Abbasilerin yönettiği Bağdat'ta da o durumdaydı: Her tarafta şaraphaneler açılmıştı; evlilik dışı seks ve eşcinslik toplumun kabul ettiği gerçeklerdi. Ateistlere ve din konusunda kuşkulan olan kişilere büyük bir hoşgörü gösteriliyordu. Dini kaygılardan uzaklaşıp şaraba övgüler düzmek, eşcinsel aşkı dile getirmek (Abbasiler'in büyük şairi Ebu Nuvas'ın odelarından da anlaşılabileceği gibi) dönemin Arap şiirinin ünlü temaları arasındaydı.
Kaynak: Bunun kamu örnekler için bkz. Abü al-Faraj al-Işfahanfnin (897-967) birkaç ciltlik şarkı ve şiir derlemesi: Kitab al-aghani. Aynca başka çağdaş eserler için bkz.Daral-Sha'bveDarBülaq-Kahireve Diral-Mişriyyaal-LubnaniyyaveDarŞadir Beyrut. Ayrıca bkz. "The Book of Songs", World Digital Library, <https: www.wdl. orglen/iteın/74421>, erişim tarihi: 31 Ağustos 2019.
Gel gel, her ne olursan ol yine gelİster kâfir, ister mecûsî, ister putperest yine gelBizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildirYüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel
Mevlânâ denince herkesin aklına gelen, her fırsatta tekrar edilen, başta Türkçe olmak üzere hemen tüm dillere tercüme edilen bu şiirin ufak bir kusuru vardır; Mevlânâ'ya ait değildir. (sf. 15)
(...)
Bu rubai'nin 967-1049 yılları arasında Nişabur'da yaşamış olan Ebu Saîd Fazlullah Ebi'l Hayr adlı bir sufiye ait olduğu konusunda hemen tüm tarihçi, ilahiyatçı ve edebiyatçılar fikir birliği eder. (sf. 16) [Bkz. yorum]
"Meydan kazanı kuruldu,
Bebekleri kaynatıldı;
Gün görmedik hanımları,
Süngü ile oynattılar!"
Adana'nın Saimbeyli İlçesi'ndeki Ermeni vahşetini anlatan yukarıdaki dörtlük, devlet çöktükten sonra Türk Milleti'nin başına gelen sonsuz felâketlerin şiirsel ifadesini özetlemektedir. Fransız İşgal Kuvvetleri'nden cesaret alan Ermeniler kendilerine vaadedilen toprakları ele geçirmek için bir sabah erkenden kalkıp, 900 yıllık komşularını öldürmeye başlarlar. Kadınlar ve genç kızlar, silah zoruyla getirilip Hükümet Konağına doldurulur. Çocuklar ve bebekler analarının kucaklarından alınıp, kazanlarda pişirilir, sonra tepsilere dizilerek analarının önüne konulur. Yukarıdaki ezgi, Melek Hatun adındaki bahtsız bir Türk kadının kızıl Afife için yazdığı 20 dörtlükten biridir. Aynı ilçeden bir görgü şahidi, Kürt Genco'nun nasıl öldürüldüğünü, değerli araştırmacı Cezmi Yurtsever'e şöyle anlatmıştır:
"... Genco başçavuşu yakaladılar. Hükümet Konağı'nın olduğu meydana getirdiler. El ve ayaklarını bir çınar ağacına çiviyle bağladılar, (yâni el ve ayaklarından ağaca çakılılar) Başaşağı, koyun yüzer gibi derisini yüzerek öldürdüler."
İnsanı ürperten bu vahşet sahneleri hemen hemen Anadolu'nun işgal görmüş bütün şehirlerinde ya Fransızların, ya İngilizlerin, ya da Rusların gözü önünde yaşanmıştır! Yâni bugün bizi soykırım yapmakla suçlayanlar da parlâmentolarında soykırım kararlarını kabul edenler de aslında Türkler'e karşı soykırım yapanlardır! Biliyoruz ki, Ruslar Doğu'da, İngilizler ve Fransızlar Güney'de Türkler'in elindeki derme çatma savunma araçlarını aldıktan sonra Ermenileri silâhlandırıp, kadınların, çocukların ve yaşlıların üzerine sevketmişlerdir. Batıanadolu'da Yunan birliklerinin vahşetini onaylayan İngiltere, Musul'da Ermenilere ilaveten Nasturileri de Türkler'i yoketmeleri
967. … Deve, Resulullah’ı görünce inledi ve gözlerinden yaş aktı. Hazreti Peygamber (s.a) devenin yanına gelip hörgücünü ve kulaklarının arkasını sıvazladı….
Martin Luther King Jr. 1 967'de
yoldaşı olduğu insan hakları liderlerini, "Nefret bir insanın taşıyamayacağı kadar büyük bir yüktür," diyerek uyarmıştır.