Doğrusu biz, onların ileri geri söyledikleri kötü sözler yüzünden canının sıkıldığını, göğsünün daraldığını çok iyi biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Gözlerden perdeyi kaldırıp her gerçeği ortaya çıkaracak ölüm sana gelip çatıncaya kadar da Rabbine kulluğa devam et!" (Hicr, 97-99)
"O, sizin için yıldızları yaratandır ki onların yardımıyla kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız. Biz, bilen bir kavim için ayetlerimizi ayrı ayrı açıkladık"
(Enam Suresi, 97)
Osmanlı'dan genç Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan miras oldukça kötüdür. Türkiye'nin nüfusu 13 milyond. Okuma yazma oranı erkeklerde %7 kadınlarda binde 4, ülkede 72 ortaokul 23 lise vardı. Toplam ortaokul öğrenci sayısı 5905 lise öğrenci sayısı 1241. Ortaokullarda sadece 543 liselerde 230 kız öğrenci okuyor. Çocukların ancak dörtte biri okula gidebiliyor. Ülkede sadece bir üniversite var. Arapça Farsça ve Fransızca Türkçeyi istila etmiş. Nüfusun %80'i kırsalda önemli bir bölümü göçebe olarak yaşıyor 40.000 köyün 37.000'inde okul, yol, posta yok. 830 köy tümüyle 930 köy kısmen düşman tarafından yakılmış 40.000 köye karşılık diplomalı ebe sayısı 136 idi. Sadece 337 doktor 434 sağlık memuru 60 eczacı bulunuyordu. Eczacıların neredeyse tümü yabancı 150 ilçede doktor yoktu Doktor başına 30 bin kişi düşüyor. Trahomlu insan sayısı 3 milyondu; sıtma tifüs verem frengi tifo salgın durumdaydı. Evlerin %97'sinde tuvalet yok. Bit ciddi bir sorun. Bebek ölüm oranı %60'ın üzerinde. Kapitülasyonlar ülkenin belini bükmüş. Toplam sanayi kuruluşu 282. Bunların sadece %9'u devletin %85'i yabancıların ve azınlıkların. Elektrik yalnızca İstanbul İzmir gibi büyük kentlerde var.
Mustafa Kemal Paşa'nın Cumhuriyet mucizesi, bu korkunç tabloyu çok değil 10 yılda tersine çevirecekti. Dünyanın hayran kalacağı bir başarı öyküsü yazılacaktı.