Ülkemin yasalarına boyun eğdim ben, çünkü benimkinden çok daha büyük bir akıldan çıktıklarına ve dünyayı yaratan Tanrı adına, yüksek bir adalete hizmet ettiklerine inandım.
(s.97) -> Kitabın özeti sayılabilir efendim.
Yazarla tanışma kitabımdır kendisi.
Okuması kolay ancak sindirmesi kolay değil, yine de anlaşılır bir dille yazılmış. Anlatımının sade, güzel, olağan olmasının yanında içeriği trajik ve toplumsal düzene değinen unsurlar barındırıyor.
-----
Romanın kahramanı Andreas Pum bir savaş gazisi. Savaşta bir bacağını kaybetmiş; hayata nasıl devam edeceğini bilmeden bekliyor... Beklerken de çok şey umuyor itaat ettiği otoritesinden, devletinden, halkından, devletinden...
Bu satırları okurken Pum'un duygularına, düşüncelerine, fikirlerlerine şahit oluyoruz.
Öyle ya ülkesi, devleti için bacağını kaybetmiş bir adam elbette el üstünde tutulup, değer görmeliydi!?
Ancak savaş sonrası oluşan toplumsal yapı, devlette oluşan değişim, yönetimde gerçekleşen fırtınalar Pum'ı hayal kırıklığına uğrayacak. Devlet savaş gazilerinin ülke ve bütçe üzerindeki yükünü hafifletme, kaba tabirle gazileri başından savma derdindedir.
Pum ise madalyasını almak ve çalışma izni belgesi edinmek sevdasındadır. Hayatınu devam ettirebilmek için bir alanda çalışmasına izin veren belgenin peşindedir. Zaten oldukça acınası bir hayatı vardır. Yinede itaatkar halinden hiç ödün vermez. Otoriteye bağlıdır, kurallara saygılıdır, emirlere uyar, tanrıya inanır ve sorgulamaz. Otorite kabul edilen her kural ve kaideye uyduğu sürece hayatının huzurlu geçeceğine inanır.
Kitabın bir noktasında Pum için işler yolunda gitmeye başlıyor. Madalyasını alır, sokaklarda müzik çalabilmek için taverna izin belgesi alır. Kendine hayat kurar ve iyi kötü bir evlilik yaparak hayatını yoluna sokar. İtaat