"-Üstat" dedik. "Buyurun bulaşıkhaneye!"
Emrullah Bey bir şey söylemeden yerinden kalktı. Bulaşık suyunu hazırladı. Kollarını sıvadı. Fakat vıcık vıcık elinden kayan bulaşıkları temizlerken kendi kendisine söylenmeye başladı. Biz uzaktan onun lahavle çektiğini anladık. Sorduk:
"-Üstat, okuyor musun?"
"-Evet, sülaleden başladım. Topuna birden her türlü manasıyla okuyorum."
"-Oku oku. Müteaddit faziletlerine bir de hafızlık ilave et"
"La havle ve la kuvve... Sus, Allah aşkına!"
Ey yıllardır içimde beslediğim kanarya
Senin o sulu sepken yeşil gözlerin varya
Rüyalarımı çaldı
Sevda ırmağında sular alçaldı
Son bahar uğradı yüreğimize
Sararttı gülleri, yaseminleri
Bana özlemin kaldı