Osmanlılar, vakıfları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. Eskiden olduğu gibi, kişiler şimdi sadece kadı'nın tanzim ettiği vakfiye ile vakıf tesis edemezlerdi. Bunların mutlaka merkezî hükümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. Her pâdişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir, kendi adına berat verir veya nesh ederdi. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrole tâbi idi. Fâtih, Trabzon'da manastırlara ait vakıfları kaldırmış, fakat Athos (Aynaroz) dağındakileri tasdik etmişti. İstanbul'un imarından önce Bursa, İznik, Gelibolu, Edirne, Filibe, Sofya, Serez, Ferye, Üsküp, Yenişehir, Manastır, Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa, İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. İstanbul imarı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir örneği olarak biraz ayrıntı vereceğiz. Fâtih, 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imâretler, imar merkezleri vücuda getirmelerini istedi. Kritovoulos'a göre Fâtih, kendisi Yeni Saray'la büyük camiinin inşasını bu tarihte emretti. Veziriâzam Mahmud Paşa, sultanı izleyerek İstanbul'un en gözde alışveriş merkezi olarak bugüne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. Burada cami, medrese, imâret yaptırdı ve bu hayır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam, çarşı ve han gibi ticarî tesisler yaparak vakfetti. Aynı şekilde, zamanla diğer vezirler de bugün İstanbul'un belli başlı mahallelerini teşkil eden siteler kurdular. Bunların en mühimleri Hoca Paşa, Gedik Ahmed Paşa, Murad Paşa, Davut Paşa mahalleleridir. Fâtih kendisi, yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini, çocuklar için bir mektep, Dara't-tâlim, bir hastane (Dâru'ş-şifa), fakirler ve
Sayfa 126 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
987.654.321.123.456.789 Böyle Bir Sayıyı Algılamak Kolay Değildir
Bütün şeyler algılanabilir, fakat büyüklükleri bizim için açık değildir.
Sayfa 68 - Morpa Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Genelkurmay Başkanlığınca yayımlanan belgelerin, 1915'te Os-manlı topraklarında 987 bin Ermeninin yaşadığını, bunların 413 bininin göç ettirildiğini gösterdiği açıklandı. (C, 2 Mayıs 2005) İsviçre, Zürich'te Mayıs 2004'te katıldığı bir toplantıda Ermeni soykırımı olmadığını söylediği için hakkında soruşturma başlattı-ğı Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun nüfus bilgileri ve konuşma metnini Türkiye'den resmen istedi. Dışişleri Bakanlığı, soruşturmayı kabul etmelerinin mümkün olmadığını, bi-limsel bir platformda yapılan açıklamaların dava konusu yapılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu İsviçre'ye iletti. Halaçoğlu'nun nüfus bilgilerini vermeyeceklerini aktaran Dışişleri, İsviçre'ye tepki gösterdi. Halaçoğlu da, "Belgelere göre konuştum. Tamamen bilimsel bir konuşmaydı, hamasi değildi" dedi. Halaçoğlu, hakkındaki soruş-turmanın Zürich Kantonu'nun "Ermeni soykırımının inkârını ya-saklayan kararına" dayandığına işaret ederek, "Bir defa ben konuş-mamda 'soykırım' kelimesini bile kullanmadım. 1.5 milyon Ermeninin öldürüldüğü iddiasına karşı, böyle bir nüfusun istatistiklerde ve nüfus kütüklerinde bile olmadığını belgeleriyle ortaya koydum. Bu kadar insanın öldürülmesinin mümkün olmadığını söyledim. (...) Bilim adam-larının, arşivlerle söylediklerinden dolayı mahkûm edilmesi, ancak ortaçağda olabilirdi..." dedi. CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç da "Bize uygarlık dersi vermeye kalkan, kendilerini uygar zanneden ülke-ye bakın. Hâlà bazı Avrupa ülkeleri ortaçağ karanlığının izlerini ta-şıyor. Hoşlarına gitmeyeni yasaklama yoluna gidiyorlar" açıklamasını yaptı. İsviçre'nin Ankara Büyükelçiliği de yazılı bir açıklama yaparak, soruşturmanın doğrudan federal savcılığın talebiyle değil, üçüncü bir tarafın Wintherhur'daki yerel adli makamlarına yaptığı
Sayfa 436·Kitabı okudu
1914 yılında Osmanlı Nüfus İdaresi'nin başında Mıgırdıç Efendi adında bir Ermeni vardı. Aynı yıl 1905'te başlayan nüfus istatistiklerinin sonucu açıklandı. Böylece Osmanlı sınırları içinde 1 milyon 294 bin 851 Ermeninin yaşadığı tespit edildi. Fransızlar'ın Van Konsolosu M. Zarceski. 1. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye Ermenilerinin nüfusunu yaklaşık 1 milyon 300 olarak göstermiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde muhafaza edilen ve Venedik'teki Ermeni Saint Lazar manastırı tarafından basılan Ermenice haritanın istatistik bölümünde de Anadolu'da 1 milyon 300 bin Ermeni'nin yaşadığı kaydedilmiştir. Öyleyse 1.5 milyon Ermeni'nin katledildiğine dair iddiaların hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Tehcire tâbi tutulan Ermeni sayısı hakkında çeşitli kaynaklarda muhtelif rakamlar verilmektedir. Dahiliye Nezareti'nin Sadaret'e takdim ettiği 7 Aralık 1916 tarihli rapora dayanan Kamuran Gürün 702 bin 900 Ermeni'nin göç ettirildiğini yazıyor. Fakat 2001 yılında Başbakanlık Osmanlı Arşvinde yapılan çalışmaya göre; 9 Haziran 1915-8 Şubat 1916 tarihleri itibariyle tehcire tâbi tutulan Ermeni sayısı 438 bin 758'dir. Bu 438 bin 758 Ermeni'nin ancak 382 bin 148'i iskân edilecekleri yerlere ulaşabilmişlerdir. Yola çıkanlarla menzile varanlar arasındaki 56 bin 610 kişilik fark kaynakta şöyle izah edilmektedir: 500 kişi Erzurum-Erzincan arasında aşiretlerin, 2000 kişi Mardin civarında urbanın, yani Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu hayatını kaybetmiş, 5 bin ve daha fazla Ermeni de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılarda ölmüştür. Salgın hastalık sebebiyle yollarda telef olanların sayısı da 25-30 bin kadardır. Genelkurmay ATASE ve Genelkurmnay Denetleme başkanlığı tarafından yayınlanan bir eserde ise kütüğe kayıtlı 987 bin 569 Ermeni'den 413 bin 067'sinin tehcir edildiği
Sayfa 247 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya Camii’ne o kadar çok önem veriyordu ki ayakta kalabilmesi için birçok gayrimenkulün gelirlerini vakfa aktardı. Hatta bununla ilgili 2 bin 508 dükkanın geliri direkt vakfa bağışlandı. Bu gelirlerle caminin bakımları, onarımları yapıldı ve görevlilerin maaşları tahsis edildi. Ayasofya Camii Vakfiyesi 1481-1491 yılı vakıf muhasebe defterine göre gelir getiren yerler, 2350 kadar dükkân, 1328 ev, 4 kervansaray, 30 kadar bozahane, 22 başhane ile 2 hamamdan müteşekkildi. Ayasofya Camii Vakfı’nın üç senelik vakıf muhasebe defterine göre geliri, 1489’da 790.286, 1490’da 1.039.987 ve 1491’de 765.325 akçe idi. Vakfın aynı seneler içindeki giderleri ise sırasıyla, 531.233, 526.666 ve 560.789 akçedir. Vakfın gelir fazlası bir sene sonraya devredilirdi.
[987] Her ilimdeki tartışma/soruşturma ya lafızlarla, ya manayla, ya da her ikisiyle de bağlantılı olabilir. Birincisine gelince, lugat, nahv, sarf, aruz ve benzeri ilimler bu türdendir. İkincisine gelince, metafizik, fizik, matematik , tıp, ahlâk ve bunların benzerleri gibi akledilenlerin kısımlarıdır. Üçüncüye gelince, tefsîr, hadîs, usûl-i fıkıh, fıkıh gibi ilimler bu türdendir. Bu ilim- lerin her birinin terimleri ve kabul görmüş önermeleri vardır ve bir ilimde araştırmacıya düşen, ister bilinen [yakînî] olsun, ister zannedilen [yakîni olmayan] olsun onları kabul etmektir. Çünkü her ilmin delilleri kuvvet ve mertebe bakımından bir amaca sahiptir ve onu terk edip onu aşması olduk- ça zordur ve hedeflenen amaç da onların bilinmesiyle ortaya çıkar: Örne- ğin fıkıh: Delilleri büyük ölçüde galip bir zanladır ve onlardan fıkıhta ara- nılan amaç ortaya çıkarılır ve o da yapılacak işin gerekliliğinin bilinmesidir
Sayfa 500·Kitabı okudu