Bugünkü "düz yazı"nın ne edebiyatla münasebeti var, ne haysiyetle: bed, cıvık, yüzsüz. Kelimeler ibarenin içinde, tımarhaneden fırlayan akıl hastaları gibi koşuyor. Hepsinin sırtında aynı urba, bakışlarında aynı manasızlık. Nesir yok artık. Nazım var mı ki?
Sol -sağ... Çılgın sevgililerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı. Sol'un halk vicdanında yarattığı tedailer; casusluk, daraağaçları, Moskova; sağ'ın müphem, sevimsiz, sinsi bir iki hayal. Hıristiyan Avrupa'nın bu hapis kelimelerden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.
İnsanın kendisini tanıması yetmez başkalarına da tanıtması gerekir.
Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyacanlarını bilmemiz lazım hiç değilse.