Hâdise, Hindistan'da yaşanır. Halkına karşı yanlış düşüncelere düşen bir kral vardır. Bu kral, bütün iyilikleri kendinden bilirken, diğer insanların hepsini birer problem, devleti ve kendisi için bir yük olarak görmektedir.
O diyarda yaşayan bir zât, bunun böyle olmadığını ona göstermek için stratejik hamlelerden oluşan bir oyun dizayn eder. Oyun üzerinden krala, halkın olmazsa sen bir işe yaramazsın mesajı vermek istemektedir. Düşünür, taşınır ve oyununu yapar, krala takdim eder. Daha önce hiç görülmemiş bu oyundaki stratejik hamleler, herkes tarafından çok beğenilir. Kral da çok beğenir oyunu. Peki, istenilen mesaj, krala ulaştırılabilmiş midir? Cevap; “oldukça”dır.
Oldukça, çünkü hediyeden memnun kalan kral, “Dile benden ne dilersen!” gibi bir cümle kurar. Böyle söyleyerek yine, olaylar ve nesneler karşısında kendini çok yükseklerde bir yere konumlandırmaktadır.
O kişi, bir kurguladığı oyununa bakar, bir de krala… Anlam veremez, çünkü vermek istediği tevazu mesajının tam zıddı bir durum yaşanmaktadır. Oyun beğenilmiştir ama mesaj anlaşılmamıştır. “Dilediğim her şeyi verebileceğinizi düşünüyorsunuz o hâlde, bu oyunun birinci karesi için bir buğday, ikinci karesi için iki buğday, üçüncü karesi için dört ve dördüncü karesi için sekiz buğday istiyorum. Bu şekilde her karede, bir öncekinin iki misli kadarcık buğday verin.” der.
Kral, kendisi gibi kudretli birinden, isteye isteye üç beş tane buğday istendi zanneder. Biraz da küstahça, “Hesaplayın ve verin şuna buğdayını! Hatta hak ettiğinden bir tane de fazla ilave edin.” der.
Buradan sonra iş, kralın adamlarına geçer. Çünkü hesaplamak, göründüğünden zordur. Bir, iki, dört, sekiz, on altı, on birinci kareye gelindiğinde verilmesi gereken buğday adeti 1024’e çıkar. Bu noktalarda bir iki avuç buğday ile bu işi