Anıl Haznedar

Anıl Haznedar
@AHaznedar
İnstagram @haznedaranil
İNCELEMEEEEE TARİH VE DİL TEZLERİ PROJESİ Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir. Gerçekten de öyle değil mi? Hele ki son zamanlarda her isteyenin kendine göre bir tarih uydurabildiği zamanımızda. Sosyal meydanın bu kadar etkin kullanılmasının en etkileyici yanlarından birisi de bu bence. Çok kısa bir sürede insanları sokağa dökebiliyor, farklı toplumsal grupları birbirlerine etkin bir biçimde düşman edebiliyorsunuz. Ve tarihi kullanmak bunu çok daha kolay bir hale getirebiliyor. Çünkü eğitim sistemimiz o dereceye varmış durumda ki kimse tarihini bilmiyor. İşin en ilginç tarafıysa kendiniz öğrenmeye kalktığınızda bunu başarabilecek seviyede olmadığınızı fark ediyorsunuz. Bazen bunu bile fark edemiyorsunuz. Ne çeşit bir eğitim yöntemi izlemişler üzerimizde bilmiyorum ama özellikle son 30-40 yılın yetişenlerine baktığımızda bunu çok rahat bir şekilde görebiliyoruz. Tarih okuyan arkadaşlar bana kızabilirler ama gerçek şudur ki tarih okuyanların da çok az bir kısmı tarihçi sıfatını hak edebilir potansiyele erişebiliyorlar. İlber Ortaylı bir keresinde şöyle demiş; "Gençler, hem gezmeyi, hem okumayı ihmal etmeyin. Bilmek için ikisi de lazım. Sorguladığınız ya da merak ettiğiniz her şey hakkında kitap okuyun. Sadece ders kitaplarıyla gerçekleri öğrenemezsiniz." Bu sayfayı takip edenlerin kitaplara bir tutkuyla bağlı olduklarını biliyorum. Zira buraya kadar okumazlardı zaten. Fotoğrafı beğenip geçerlerdi. 1935’de Moskova Büyükelçimiz Vasıf Çınar, Çankaya’ya gelir. Mustafa Kemal dalgın dalgın kitap okuyordur. Vasıf Çınar bir anda “Paşam bu denli kitap okuyarak kafanızı yoruyorsunuz, siz Samsun’a çıkarken böyle kitap okuyarak mı çıktınız” demez mi! Mustafa Kemal gülümser ve “Bu tür lafları çok sık duyuyorum, işi gücü yok herhalde kitaplarla uğraşıyor diye dedikodumu
İNKILAP·Kitabı okudu
Tarih
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İNCELEMEEEEEE! “Alimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır.” “Bilginler peygamberin mirasçılarıdırlar.” “İlim Çin’de bile olsa gidip alınız.” Atatürk’ümüzün unutturulmuş projelerinden birisidir “Dinde öze dönüş” projesi. İşgal edilmiş, yıkılmak üzere, kula kulluk eden bir ümmet imparatorluğundan tam bağımsız, çağdaş bir ulusal devlete giden yolda taşları yerinden oynatacak bir devrim hareketidir bu. Ancak her zamanki gibi hem kendi arkadaşlarınca dahi anlaşılamaması hem de cahil yobaz güruhun aleyhteki propagandalarına rağmen ayakta kalmayı başarmış ancak Atatürk’ümüzün ölümünden sonra yarım kalmış bir projedir. İslam medeniyeti adına ne büyük kayıptır. Türkiye’nin geleceği adına ne büyük acıdır. Cahil ve hain yobaz güruh biliyordu ki dinde öze dönüş gerçekleşseydi halk görecekti ki aslında kendilerini kandırıyorlar, halk görecekti ki aslında bunların İslamla alakası yok, halk görecekti ki bunlar işleri yürüsün düzenleri bozulmasın isteyen şeytanlardan başka bir şey değiller. Emperyalist hegemon devletler biliyordu ki dinde öze dönüş gerçekleşseydi Müslüman bilimle barışacaktı, Müslüman bilim insanları vücut bulacaktı, İslamın bir bilim dini olduğu görülecekti, aklın İslamla aynı yolda ilerlediği ortaya çıkacaktı. İşte bu nedenle Atatürk, İslam dininin özünü saflığını açığa çıkartmaya çalışmış, bunu da halkına anlatmaya çalışmıştır. Yıllarca İslam diye bize yutturulan hurafelerin aslında İslamla uzaktan yakından alakası olmadığını göstermek geleneksel dine devrimci bir müdahaledir, doğrudur. Ancak bu müdahale hiçbir zaman din düşmanlığı, din yıkıcılığı biçimini almamıştır. Dinde öze dönüş projesi, her şeyden önce milletinin dinini anlamasını amaçlayan bir projedir. Ama gelin görün ki az yukarıdaki bahsettiğimiz Türk İslam düşmanları Atatürk’ümüze dinsiz diye iftira
Tarih
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2018 28. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2018 22:00
Sayın Sinan Meydan’ın yazmış olduğu 5 ciltten oluşan Akl-ı Kemal serisinin 4.cildi üzerine olup, 3 bölümden oluşacaktır… İlk yazı bölümü Atatürk’ün Uçak Sanayi Projesi üzerinedir. Atatürk’ün uçakla tanışması 1910’a kadar uzanır. İlk kez 10 Eylül 1910’da Fransa’daki Picardie Manevraları’nda karşılaşmıştır uçakla. Uçakların gücünden oldukça fazla etkilenmiş ve bu kadar hazırlığın barış için yapılamayacağının farkına varmıştır. Gerçekten de Sanayi İnkılabı sonrası açığa çıkan ham madde ve pazar arayışı, kendilerinde olmayanı zorla alma isteği karşısında çaresiz bırakmıştır devletleri. Gelişen sanayiyle birlikte de yeni teknolojiler geliştirilmiş ve ölüm kusan makineler icat edilmiştir. Bunlardan belki de en önemlisi havacılık sanayidir. Elbette Osmanlı Devleti de Avrupa ülkelerindeki bu gelişmeler karşısında eş zamanlı olarak harekete geçmiştir. Ancak Osmanlı, gerekli bilgi, teknoloji ve yetişmiş insana sahip olamadığı için hiçbir zaman kendi uçağını yapamamıştır. Atatürk’ün yalnızca tek bir işle meşgul olamayacak kadar geniş bir beyin kütüphanesine sahip olduğunu anlatmaya gerek yoktur zannımca. Osmanlı’nın en çetin günlerinde dahi cepheden cepheye koşarken bir taraftan da siyasi, sosyal, kültürel ve bilimsel birçok farklı alanda da araştırmalar yapmaya devam etmiştir. Bunlardan biri de havacılık ve uçaklardır. 15 Temmuz darbe girişiminde dahi ABD, bizi en güçlü yerimiz olan hava kuvvetlerinden vurmayı denemiştir. Hatta çarpıcı bir örnek vermek gerekirse Talat Aydemir olayı olduğu zaman, Ankara’yı ele geçirerek ihtilal yapmak için yakın civardaki kara birlikleriyle anlaşan Aydemir, Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel’in “bir tank hareket ederse bombalarım” resti üzerine geri adım atmıştır. Bakınız Irak savaşı. Havaya hükmederseniz kara da sizin olur. Uçakların ne
Tarih
Akl-ı Kemal 4.CiltSinan Meydan · İnkılâp Kitabevi · 2013122 okunma

Anıl Haznedar

, bir kitap okudu
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
18 günde okudu
·
2018 28. kitabı
Sinan Meydan
9.4/10 · 122 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2018 27. kitabı
Çoğunluk ne der? Aykırı düşünen buharlaşır? Sisteme uymak? Dönemin adamı olmak? Tüm bu yukarıdakiler, aslında bizim ülkemizin özeti değil mi? Özellikle son dönemlere baktığımızda ne kadar karaktersiz ve ruhsuz insanın var olduğunu gördük ülkemizde. Herhangi bir siyasi parti iktidara gelebilir veya iktdarını diğerlerine nazaran daha otokratik temeller üzerine bina edebilir. Bazen de kendisinde olmayan bir kutsallığı varsayarak teokratik bir düzen tesis etme çabasına girişebilir. Bunun tarihte örneği çoktur. Baştan söyleyelim kitap, mutlu sonla bitmiyor. Kitaptaki parti ve lideri Büyük Birader'e göre hiçbir zaman da iktidardan düşmeyecekler. Kendilerini Nasyonal Sosyalist Parti'den ya da Bolşevik Parti'den farklı ve daha üstün görüyorlar. Onların yaptığı hatalara düşmeyeceklerini, daha sert bir tavır içerisinde olduklarını iddia ediyorlar. Naziler ve Komünistler de yenildiler. Dışarıda izledikleri siyaset neticesinde dünyanın tepkisini çekerek, dış müdahaleye açık hale getirdiler kendilerini. Kendi siyasal görüşünüzü dünyaya yaymaya kalkarsanız dünya elbette buna bir tepki verecektir. Atatürk, bu yüzden Yurtta Sulh Cihanda Sulh dememiş miydi zaten. Ama elbette dışarıya oynayabilmek için evvela içeride kuveetli olmak gerekir. 1984'de olan da bu. Büyük bir savaştan sonra dünyanın tek bir noktasına değil de çeşitli noktalarına atılan nükleer bombalar neticesinde yaşamaktan yorulan insanlar kendilerini iktidara gelen partinin egemenliği altına bırakmışlar. Bu parti de kendi dünya görüşünü sadece devletin yönetim mekanizması değil, aynı zamanda zümresi altındakilerin yaşam biçimi haline getirmiş. Sonunda iki kere ikinin beş ettiğini söyler hale gelmiş. Ve siz de buna inanmak zorunda kalmışsınız. İş öyle bir hal almış ki zamanla partinin söylediği her şey genel kabul hale
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma