Çocukken hepimizin gıcık olduğu bir şey vardı. O da büyüklerimizin bize hep akıl vermesiydi. O sonu bitmek bilmeyen öğütler, nasıl da sıkardı bizi değil mi? Biliyorum, gerçekten de sıkıcıydı. Ama biraz büyüdük ve hayatı tecrübe etmeye başladık. Haaaaa... İşte o zaman farkına vardık; o öğütler aslında bize birer altın küpeymiş. O bize verilen öğütler, hayatın tecrübe edilmiş yaşanmışlıklarıymış. İşte Timur'un da evlatlarına anlatmaya çalıştığı şey de bu. Ben yaşadım tecrübe ettim, siz de aynılarını yaşayacaksınız, sözlerim kulağınıza küpe olsun diyor. Timur Devleti tarihine baktığımızda da Timur'dan sonra devletin parçalanma sürecine girdiğini görüyoruz. Yani bize verilen öğütleri dinlememek sadece bize has bir özellik değil. Timur her ne kadar Moğol kökenli Barlas boyundan gelse de bu boy, Türk kültürü etkisinde kalmış, hem kültürel hem de etnik olarak Türkleşmiştir. Zaten Timur da kendisini her zaman Türk addetmiş, Türklüğü ile iftihar etmiş ve kendisini Türk Dünyasının en büyük hükümdarı ilan etmiştir. Kendisine Aksak Timur da denirdi. Ancak bu rahatsızlığına rağmen at üstünde kazandığı zaferlerle bu kusurunu büyük bir iftahara ve unvana çevirmiştir. Timur'un en büyük özelliği akla değer vermesiydi. Atacağı her adımdan önce akıllı insanlarla görüşmüş, tartışmış, ihtiyat eylemiş ve faaliyette bulunmuştur. Bu kitabın neden Harp Akademilerinde okutulduğuna şaşmamak gerekir. -Keşke Polis Okullarında da ders olarak okutulsaydı ve biz de bundan istifade edebilseydik. Belki o zaman birçok arkadaşımın FETÖ adlı masonik yapılanmanın kurbanı olduğunu görmezdim. Akıl her daim yoldaşımız olmalı.- Bunun en güzel örneğini Timur ne güzel de anlatmış kitabında. Örnek vermek gerekirse, Delhi Muharebesi'nde yenik duruma düşüyor Timur. Çünkü karşı tarafta filler var. Timur'un