Sıfır noktasındaki kadın...
Her şeyden önce bu kitabı incelemeye başlamadan şunu belirtmek istiyorum: Burası bir kitap platformu, çok hoş. Bu platforma üye olan herkes bir şekilde bir şeyler okuyor, bu da hoş. Ama öncelikle kitaba inceleme ekleyenlerin büyük bir çoğunluğunun kadın olması bile toplumun bu konuya yaklaşımının bir yansıması değil mi? Hepimiz kitap okuyorsak daha ileriye gitmek, etrafımızı ve kendimizi daha ileriye taşımak için okumuyor muyuz bir yerde? Hepimiz kitabın ya da kitapların bize bir şeyler katmasını beklemiyor muyuz? Diyeceksiniz ki bir kitabı okumakla mı aydınlanıyoruz? Bir kitabı okumakla mı kadınları anlıyoruz? Hayır, böyle değil elbette ama bu ve buna benzer kitapları okuyarak ve etrafımıza yayarak, hayata bakışımızı değiştirerek, empati kurmaya çalışarak anlamaya çalışmalıyız birbirimizi insan olarak. Biz hâlâ insan hakkı yerine kadın hakkı diye söz öbekleri kullanıyorsak, kadını öteki olarak görüyorsak ne yazık ki sıfır noktasında duruyoruzdur toplumsal olarak. Acıtan bir gerçek ama kadının hem toplumsal (Zira ataerkil toplumların hemen hepsinde toplumsal normların çoğunu dinler belirliyor) olarak hem de dinen ikinci sınıf muamele gördüğü (katılırsınız, katılmazsınız şahsi fikrimdir) ve sadece belli başlı misyonları yerine getirmek için dünyaya geldiği düşünülüyorsa ne yazık ki biz hâlâ sıfır noktasındayız demektir. Kadını sadece annelikle bağdaştırıp, anne olmayanı yarım kadın olarak görüyorsak biz sıfır noktasından bir adım bile ilerleyememişizdir. Biz boşanmış kadına, gördüğü her erkeğin kucağına atlamaya hazır bir varlık olarak bakıyorsak hâlâ, biz matematiğin başlangıç noktasındayızdır. Bakire olmayana, açık giyinene, istediği zaman sokağa çıkabilene (Çoğu kadına bir lütuf görünen bu basit cümle bile ne demek istediğimin özeti