Bir kaş çatılmasıni överdi Eliha, nasırın verdiği acılı ifadeyi, ön dişlerin arasındaki kırık dişi, bir omzun öbüründen aşağı durmasını, yüzün önden ve yandan bakınca farklılaşmasını severdi. Eliha'nın gözünde güzellik, insanın elinde olmadan bir parçası olduğu, hiçbir güzellik tacirininin ölçüye sığdıramadığı doğal çizgilerden ibaretti.
Gerçekten de zeytin rengi gözleri kanlıydı Eliha'nın. Düşün ki gözpınarları kıpkızıl birer boncuk... O yüzden kimse Eliha'ya bir şey sormadı. Acısından korkmuşlardı.
İçimden diyorum ki bir dost bulmalı, aramıza bir şey koyacak. Ruhumuzdaki pelteleşmeye alıkoyacak bir dost olmalı. Soyut ve mutlak olanı hatırlatacak biri. Diyelim ki bir hapse düştü, dostu bir kitaptan söz etsin ona; biri hastaysa öleyazdıysa dostu şarkı söylesin lütfen; diyelim ki biri bocaladı umutsuzluğa kapıldı, dostu kuşlar ansiklopedisinin ilk cildini bulsun sahafta. İlla bir dost olsun aramıza nesne koyacak. Cezaevi yokmuş, kimse işinden kovulmamış cübbeler ayaklar altına alınmamış, başımıza devlet örmemişler gibi değil, sayısız utanca kepazelik rezalete rağmen, insanın en normal halini merakta ve şaşkınlıkla türeyen bir ürperti olduğunu anımsatacak biri olmalı.
Evet, sürekli olarak içimizde taşıdığımız boşluk, o belirgin heyecan, mantıksızca geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği, belleğin o yanan okları; işte buydu sürgün duygusu.