Evin anahtarını mutfak masasının üstüne koymuş, altına iliştirdiği kağıda “Her şey için teşekkürler” yazmış. Sanki bir kaç günlüğüne gelip evime misafir olmuş bir arkadaş gibi….Beni yeniden kendi gerçekliğimle yüzleştirdiğin için, sen de beni terk ettiğin için, beni yalnız bıraktığın için asıl ben teşekkür ederim.
Neden akşamlar başkalarının evleri için günü noktalayan bir ışık toplamıdır da bizim evlerimize simsiyah pıtrak topu gibi düşer? Biz günden neyimizi esirgedik ki..."
Özel alanıma müdahale etmek istemiyormuş. Et be adam, et! Et! Kıskan. Ara. Sor. Hatta sınırla. Yasakla. Müdahale et. Önemse. Yalnız olmadığımı hissettir bana. Ben varım, de. Bütün dünya senin üstüne gelse ben varım, korkma de. Beni bütün dünyanın üstüne tek başına yürümek zorunda bırakma.
Lütfen sabah kahvaltı veremeyeceğiniz, akşam masal anlatıp öpemeyeceğiniz çocuğu dünyaya getirmeyin. Çünkü sevgi başka bir şey. Uğraşmak istiyor. Sevgi için ‘vakit’ vereceksin, parayla olmuyor.
İlber Ortaylı