Yas, bir eksilme değildir yalnızca.
Bir yerinden çöken bir dünyadır.
İnsan kayıpla birlikte
artık aynı anlamlara yaslanamayacağını fark eder.
Bazı kelimeler çalışmaz olur,
bazı sesler fazla gelir,
bazı günler hiçbir şeye tutunmaz.
Kaybedilen kişiyle birlikte
ona emanet edilen roller de gider.
Biri için “çocuk” olmak,
biri için “dayanılan yer” olmak,
biri için “anlaşılan” olmak…
Yas, bu rollerin sahnesiz kalmasıdır.
Bu yüzden yas bazen sessizdir.
Çünkü anlatacak bir hikaye değil,
taşınacak bir boşluk vardır.
İnsan, yokluğun kendisini değil,
yokluğun açtığı alanı taşır.
Zaman bu alanı doldurmaz.
Zaman yalnızca insanın
o alanla birlikte nefes almayı öğrenmesine yardım eder.
Yasın iyileşmesi diye bir şey yoktur belki;
ama yasın yerleşmesi vardır.
Kalbin en derin yerine,
kimseyi itmeden,
hiçbir şeyi inkar etmeden.